Yüksek Mühendis bir İngiliz profesör ithal edilmişti. Efsaneye göre, Mustafa İnan bu profesörün dersinde hiç not tutmazmış. Öteki öğrenciler de durmadan yazarlarmış. Mustafa İnan da durmadan dinlermiş. Profesör merak etmiş. Bu öğrenci neden hiç yazmaz? Bakalım ne öğrenmiş diye düşünen İngiliz, Mustafa
İnan'ı derse kaldırmış. Anlat bakalım, demiş. Mustafa Bey, profesörün vermiş olduğu dersleri üstelik fazlasıyla anlatınca, İngiliz Profesör hemen dersten çıkarak mektep müdürüne gitmiş ve bir istifa dilekçesi yazarak hemen o anda istifa etmiş. Profesörün istifa sebebi sorulmuş ise de verdiği cevapta, sınıfta bir talebe vardır; o talebe sınıfta oldukça ben ders veremem demiştir.
Oğuz Atay burada kendine gönderme yapmış:)
"Demek mühendisler de şiir yazıyor," dedi genç adam.
"Neden yazmasınlar? Roman bile yazarlar bazen. Bence Mustafa'nın hayatını yazarlarsa meselâ çok iyi etmiş olurlar..."
Çünkü ülkemizin insanları daha yaşamanın acemisidir.
Onlara insan gibi yaşaması öğretilmemiştir henüz. Nasıl yaşamak gerektiği de sezdirmeden öğretilebilir onlara. Hayatın yaşamaya değer olduğu öğretilebilir. Güzel sanatların da, edebiyatın da, 'büyük ve güzel şeylerin' de var olduğunu öğrenmeli insanlarımız.
Mustafa İnan'ın oğlu Hüseyin'e göre;
"Akşamları eve yorgun argın gelince, biraz sonra traş olup üstünü değiştireceğini ve hemen bir toplantıya gideceğini bildiğimden koridorda karşılardım onu, yapamadığım bir problemi sorardım. Bazen paltosunu bile çıkarmadan küçük masanın başına çöker ve problemi benim anlayabileceğim bir biçimde nasıl ifade edeceğini düşünmeye başlardı." Bu kısa süre içinde problemi oğluna istediği gibi anlatamazsa üzülürmüş. Sonra da gittiği kokteyl partide problemi düşünmeye devam edermiş. Zaten böyle toplantılarda Mustafa İnan gibiler başka ne düşünür ki. "Gece eve dönünce beni uyandırırdı babam; gözlerinin içi gülerek. 'Problemi sana nasıl anlatacağımı buldum Hüseyin' diye müjdeyi verirdi bana."