OguzHKilic

OguzHKilic
@Ogu_
Maddi bilincin üçüncü çeşidi is, cansız şeylere insan niteliklerini atfeder. ''Bu kız çok iyi koşuyor.'' dediğinde, otomobilin tamirci ustası aslında bin dolarlık transmisyon kayışını tamir haberi veriyor olabilir. Tuğlalar da antropomorfozun (insanbiçimcilik) nasıl meydana geldiğine dair örnek bir inceleme konusudur; bunların imalatçıları tarihin belli bir anında pişirilmiş kil külçelerine etik türden insan nitelikleri atfetmeye başlamışlardır. Tuğlanın ''dürüstlüğü'' ya da belirli tuğla duvarların ''arkadaşlığı'' gibi. Bu insanlaştırıcı dil sırasıyla modern maddi bilincin sahip olduğu iki büyük düalizmi de beslemektedir; bu da doğallık ve yapaylık arasında ki karşıtlıktır.
Sayfa 175·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ayrıca, zanaatkarı zanaatkar yapan, işlemektir ve işlemek de kitaplardan öğrenilmez. Zanaatkar bizim yapıtımızda sadece belki hiçbir zaman edinemediği görüşler ve ancak yıllar boyu çalıştıktan sonra ulaşabilmiş olacağı gözlemler bulacaktır. Biz, ciddi okura, merakını gidermek için çalışırken gördüğü bir zanaatkardan öğrenmiş olabileceklerini ve zanaatkara da yetkinliğe doğru yürüyebilmek için filozoftan öğrenmeyi dilemiş olabileceği şey sunuyoruz.
Sayfa 119
Chambers, bizim yazarlarımızdan çevirdiklerine hemen hiçbir şey eklememişti. Dolayısıyla bütün bu durum işçilere başvurmamızı gerektiriyordu. Biz de Paris'in ve krallığın en usta işçilerine başvurduk; onların atölyelerine gitmek, söylediklerini yazmak, düşüncelerini ortaya dökmelerine yardımcı olmak; bunlardan, mesleklerine özgü terimlere çıkarmak, çizelgeler oluşturmak ve bunları tanımlamak, anılar anlatanlarla konuşmak ve bazılarıyla hem uzun, hem de sık sık yaptığımız görüşmelerle, başkalarının kusurlu, karanlık ve kimi zaman gerçeğe uymaz açıklamalarını düzeltmek (bu tür bir saldırganlıkla davranmak gerekliydi) zahmetine girmekten kaçındık. Aynı zamanda edebiyatçı olan zanaatkarlar da vardı ve onların adını burada anabilirdik ama sayıları pek az olacaktı. Mekanik sanatlarla uğraşanların çoğu, bu işi mecburiyet sonucu kabul etmişlerdi ve içgüdüyle iş görüyorlardı. Bin işçi arasında, kullandığı aletler ve yaptıkları ürünler konusunda anlaşılabilir açıklamalar yapan on kişi zor bulunur. Kırk yıl çalıştıkları halde makinelerinin ne olduğunu pek bilmeyen işçilerle karşılaştık. Onlara, Sokrates'in övündüğü nazik ve zahmetli işlevi yani ruhu doğurtma işlevini, obsetrix animorum'u ( ruhun ebesi/ manevi danışman) uygulamak gerekti.
Bilimler ve edebiyat konusunda okurlara açıklamamız gerekenler işte bunlar. Mekanik sanatlar bölümü de en az bu kadar ayrıntılara girmeyi ve özeni gerektirir. Belki de hiçbir zaman bu kadar çok güçlük bir araya gelmemişti ve bunları aşmak için gerekli yardım da, kitaplarda bu kadar az bulunabilirdi. Bilimler üzerine çok şey yazıldı; özgür sanatların çoğu konusunda gerektiği gibi iyi şeyler yazılmadı pek, ama mekanik sanatlar konusunda ise hemen hiçbir şey yazılmadı. Gerçekten de bu konunun genişliği ve verimliliğine oranla, yazarların yapıtlarında ne kadar az şey bulunuyor değil mi? Mekanik sanatları ele almış biri, söyleyeceği şey konusunda pek bir şeyler bilmiyordu ve konuyu, çok daha iyi bir kitabın yazılması gerektiğini belirtecek biçimde işlemişti. Bir başkası zanaatkar olarak değil de, daha çok gramerci ve edebiyatçı olarak ele aldığı bu konuya şöyle bir değinip geçmişti. Bir üçüncüsü daha bilgiliydi, ama sözü kısa kesmişti ki, zanaatkarların çalışmaları ve makinaların betimlenmesi, yani bir başına koca kitaplar yazılmasını gerektiren bu konu, onun yapıtında çok küçük bir bölüm oluşturuyordu.
Sayfa 116
Kol gücüyle çalışan ve emeği gündelik olarak ödenen işçi. Bu insanlar, bir ulusun en büyük bölümünü oluştururlar ve iyi bir hükümetin önemle üzerinde durması gereken bir konu da onların durumlarıdır. Gerçekten de eğer gündelikçi sefalet içinde yaşıyorsa, ulus da sefil durumdadır.
Sayfa 282