Kimseye anlatılmaz bu dertler. çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar. Biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar, yürürlükteki inançlara ve kendi akıllarına göre hem saygılı hem de alaycı bir gülüşle dinler bunları. Çünkü henüz çaresi de, devası da yok bu dertlerin. Tek ilaç şarap yardımıyla unutmaktır; afyonun ve uyuşturucu maddelerin sağladığı sahte uykudur. Ama ne yazı ki bu tür devaların da etkileri geçicidir, acıyı kesecekleri yerde çok geçmeden daha da şiddetlendirirler.
Verona’daki iki soylu aile. Montague’ler ve Capulet’ler, nedenini artık kimsenin tam hatırlamadığı bir kan davasına saplanıp kalmıştır. Bu düşmanlığın ortasında Romeo Montague ile Juliet Capulet birbirlerine aşık olurlar. Aşkları ani, yoğun ve gizlidir. Rahip Lawrence, bu evliliğin iki aile arasındaki nefreti sona erdirebileceği umuduyla onları gizlice nikahlar.
Fakat aynı gün, Juliet’in kuzeni Tybalt, Romeo’nun dostu Mercutio’yu öldürür. Romeo öfkeye yenilir, Tybalt’ı öldürür ve Verona’dan sürgün edilir. Juliet, kuzeninin ölümüne değil, kocasının sürgününe ağlar. Ailesi onu kederden kurtarmak bahanesiyle Kont Paris’le evlendirmeye karar verir. Çaresiz kalan Juliet, Rahip Lawrence’a sığınır. Rahip, ona ölüm benzeri bir uykuya sokacak bir iksir verir; böylece Juliet ölü sanılacak, Romeo’ya haber gönderilecek ve gençler mezardan birlikte kaçacaktır.
Ne var ki plan, antik trajedilerin tanıdık lanetiyle bozulur: haber ulaşmaz. Rahip John, Romeo’ya mektubu veremez. Romeo, Juliet’in öldüğünü sanarak mezara gelir, Paris’i öldürür ve zehir içerek canına kıyar. Juliet uyanır, Romeo’nun cesediyle karşılaşır ve hançeriyle yaşamına son verir. Her şey bittiğinde iki aile, ancak en sevdikleri evlatlarını kaybettikten sonra barışır.
Bu oyun yalnızca romantik bir aşk hikayesi değildir; sert ve acımasız bir öğüt de taşır:
Kana kan düşman da olsan, iki günlük dünyada aşk her şeyden önce gelir.
Ama bu ders bedelsiz verilmez. Montague’ler ve Capulet’ler bu gerçeği, Romeo ve Juliet’in cansız bedenleri başında öğrenirler. William Shakespeare burada barışı yüceltmez; barışın gecikmesini cezalandırır. Sevginin değeri, ancak yokluğu mutlak hale geldiğinde anlaşılır.
Her şey son ana kadar kurtarılabilir gibidir. Planlar yapılır, kaçış yolları vardır, umut hep diri tutulur. Fakat tam bu noktada oyun,