Bir sürü insanın elinde görüyorum bu kitabı. Yarım bırakalı çok oldu ama bi iki cümle edeceğim. Ben kitabı almadan önce felsefe kitabı sanıyordum. Kişisel gelişim kitabıymış. Olsun. Önyargılarımı bir kenara bırakma vakti gelmiş olabilir dedim. (Kişisel gelişim kitaplarını sevmem ve anlamsız bulurum) Okumaya başladım. Zaten basit akıcı bir dili var. Edebi bir derinliği yok.( böyle kitaplar da hemen bir soru işareti oluşturur kafamda) Kitabın konusuna hiç girmiyorum, biliyorsunuz zaten. Zengin bir abimiz dreamer (Gora’daki Garavel usta gibi düşünün ya da Kung Fu Panda’daki Usta Shifu) ile tanışıyor. Kendini farket, bildiğin her şeyi unut, şu şöyledir bu böyledir falan. Güzel. Bir çok yönden öğretici. Sorgulatıcı. Ben de bazı alıntılar not almıştım zaten. Amaa..
Kitap ilerledikçe artık gerçeklikten uzak, hayal ürünü bir hal almaya başladı. Buda felsefesi öğretisi olan günde bir öğün yemek ye, arzularından arın vs ya da ‘kendi kaderini kendin yarat’, hayatındaki ‘her şeyden sen sorumlusun’, gibi kadercilikten uzak öğretileri okudukça gittikçe uzaklaştım kitaptan. Kitap nerden nasıl bir aileden geldiğimizi, ekonomik şartlarımızı, fırsat eşitliğimizi önemsemeden ( tıpkı İlber Hoca’nın Bir Ömür Nasıl yaşanır kitabı gibi) belli bir aristokrat burjuva zümreye hitap ediyor. İşin doğrusu takıldığım konu bu da değil. Elbette içsel bir değişim arzuluyorsan ve ruhsal olarak bir üst seviyeye kendini taşımak istiyorsan bu kitap sana yardımcı olabilir. Ama bana göre bu tamamen bir ütopya. Hatta insanı gerçekdışı arzulara itip mükemmel olacağını hissettirmesi çok tehlikeli geliyor bana. Kısa keseceğim;
Sevgili arkadaşım, berbat bir dünyada, emeği sömürülen birisin ve patronuna bağlı üç kuruş maaşa çalışıyorsun. Bu kitabı okuyunca ‘aydınlandım, yalan bir dünyada yaşıyor muşum meğer,