Bu roman beni derinden etkileyen, sayfalarını çevirirken sık sık durup düşündüren ve sinirlendiren bir eser oldu. Pınar Kür’ün dili hem sade hem de çok güçlü; karakterlerin iç dünyasına bu kadar derin inmesi de çabucak hikâyenin içine çekiyor.
Roman boyunca bir kadının hikâyesini okuyoruz ama aslında bu sadece bir kadının değil, toplumun tüm kadınlara nasıl baktığının hikâyesi. Bir erkeğin öldürülmesiyle başlayan bu süreçte, aslında herkesin onu yargılamaya ne kadar hazır olduğunu görüyorsunuz. Kadının suçu işlemiş olduğuna hemen ikna olanlar tarafından nedenini bir kenara bırakıp, sadece “kadın olduğu için” daha ağır yargılandığını fark ediyorsunuz.
Yazar, olayları farklı karakterlerin gözünden aktarınca bir anda kendimi mahkeme salonundaymış gibi hissettim. Ne kadar farklı bakış açısı varsa, o kadar farklı "gerçek" ortaya çıkıyor.
Bitirdiğimde kendime şunu sordum: Adalet dediğimiz şey gerçekten herkes için aynı mı? Yoksa kadınsan, baştan zaten kaybetmiş mi oluyorsun?