Ayfer Tunç'un kaleminden mükemmel bir roman daha. Büyük bir iştahla okudum, öyle ki susuz kalmış bir insanın suya kavuştuğunda döke saça su içmesi hali gibiydi.
Çok gerçek, çok basit, çok sıradan, çok doğru ve harika.
Ayfer Tunç'un iki tane imzası var. Biri özgünlüğü, diğeri "sayıp dökme" tekniğini ustaca kullanması. Bir öyküsünde (Kırmızı Azap içinde olabilir) neredeyse iki sayfa boyunca çiçek isimleri yazmıştı. Ama bunu öyle ustalıkla kullanıyor ki hiç iğreti durmuyor. Bu romanda da birkaç kez çok doğru anlarda başvurmuş yine.
Özgün üslubu yine kendini konuşturmuş, evvela kitabın sonunu sonra bu sona nasıl ulaştığımızı öğreniyoruz. Karakterlere önce üzülüyoruz sonra küfürler ediyoruz. Kahramanımızı azarlıyoruz bazen, omzumu uzatıyoruz (ya da başını koymasını bekliyoruz malum) işte burada ağla diye.
Gerçekten mükemmel bir eserdi. Kısa bölümlerden oluşuyor olması daha da akıcılık kazandırmış. Daha önce "
Bahçıvan ve Ölüm "de bunu görmüştüm, tabi edebi zevkten yoksun olduğu için kitap, akıcılık kazanmamıştı. Burada bambaşka bir şey sözkonusu.
Efendim fazla söze gerek yok, üzerinde Ayfer Tunç yazan herhangi bir kitabı alıp okuyun. Fazla düşünmeyin.