Ah, bu insan yüzleri!. Her şeyimizi bağladığımız, durmadan yanıldığımız, istediğimiz kadar bol hasletler, adilikler, iyilikler, kötülükler, delilikler, akıllılıklar, sevdalar yüklediğimiz insan yüzleri! Yanılsak da zararı yok! Bu yüze olmazsa ötekisine yükleriz saydıklarımızı. Yanılmamız muayyen bir insan içindir, insanlar için değil. O halde yanılmıyor sayılırız.
Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.
Serenad, hitler dönemine ve yaşanan olaylara değinmiş.
O dönemin toplum yapısını da yansıtan, zulüm içindeki acıklı bir aşk hikayesini ortaya koymuş.
Maximilian ve Nadia'nın hikayesi...
Max ari bir alman Nadia ise "dışlanan" yahudi bir aileye mensup.
Bu iki insanın o dönem birleşmesi toplum açısından büyük bir sorun fakat onlar için değil.
Zülfü Livaneli romanında tam da bu noktaya ayak basmış.
Ne ırk ne din ne de cinsiyet önemli. Bizleri bu hayata sımsıkı saracak tek birşey var "insan olmak,insanca yaşamak" ve sadece çevremizdekilere değil herkese karşı.