Ölümle yüzleşebilenler, hayatlarına derinlik ve anlam katabilen insanlardır. Ölüme verilecek bir cevabımız varsa, dünyanın bize geçici bir yurt olabileceğine dair ümidimiz var demektir. Ölüm, varlığı ışıtır. Onun sayesinde yaşamanın bir lezzeti, sevmenin bir izzeti olur. Ebediyet ışıkları içeri sızdığı için, aşk vardır. Aşkın ışıkları içeri sızdığı için dünya insana bir ev olur. Ev, mânânın olduğu yerdir. Varlığın evi, aşk ve anlamla çatılır.
Hepimizin, bizi zaman duygusundan kurtaran, âdeta zamanın dışına çıkaran, yaptığımız işe gömüldüğümüz, “ akış” anlarına ihtiyacımız var. O halde işin dışında da, uğruna uçurtma uçurduğunuz ideal, uğraşı ve hedefleriniz olsun.
Bilge romancı Soljenitsin, “ ele geçirerek değil, ele geçirmeyi reddederek” insanlığa ulaşabileceğimizi söylüyordu. Hep daha fazlasına ulaşmak için çabalamak yerine, sahip olma yarışından çekilerek, paylaşarak, vererek.