Evet, efendim... Çok ağır dedi
- Bırakınız küçüğüm ; ben götüreyim.
Zaten o götürüyordu. Kozet, kovanın sapını bıraktı. Adamla birlikte
yūrūmeye devam etti.
Adam yumuşak sesle sordu:
-Yavrum, kaç yaşındasın?
-Sekiz yaşındayım efendim
-Suyu götüreceğin yer uzak mıdır?
- Bana göre uzak, size göre yakındır
Bu cevap adamın çok hoşuna gitmiş olacak ki, kızın başını okşadı:
- Sen, akıllı bir kıza benziyorsun...
Gemi limana çekilmiş, tamirine başlanmıştı. Harp gemileri büyük ve heybetliydi. Halk ise büyük şeyleri daima merak ederdi... Çalışmalar devam ederken, bir gemicinin feryadı bütün dikkatleri sesin geldiği tarafa çevirdi. Yelkenleri tamir etmekte olan işçilerden birisi, her nasılsa, dengesini kaybetmiş; düşerken can havliyle yelken ipine tutunmuştu. Bu haliyle, oltaya yakalanmış balığa benziyordu. Havada sallanıp duruyordu. Ayaklarının altında, derin sular ağzını açmış bekliyordu. Adamcağız ipin üzerinde tirmanmak için davrandı ise de, bu haraketi ipin daha da sallanmasından başka bir işe yaramadı. Birazdan, kolları yorulup aşağı düşeceği muhakkaktı. Ahaliden yufka yürekli olanları, bu dehşetli manzarayı gōrmemek için gözlerini kapadılar. Kimse, adamın yardımına koşmayı aklından geçirmiyordu. Zavallı işçi gittikçe yoruluyordu...