Bu kitabı okumayan herkesi çok kıskanıyorum arkadaşlar gerçekten inanılmaz şanslısınız çünkü ilk kez okumak gibi harika ötesi bir lüksünüz var. Oysa ben ezberlemek üzere olduğum sayfaları hatırlamak için yalnızca tekrar ediyorum artık :/
Birkaç sene önce okuduğum, hayatımın tam merkezi yaptığım ama incelemesini yazamadığım bir şaheser #k:172. Az önce filmini izleyip bitirince sayfalarını tek tek çevirdiğimi hissettim. Yıllar geçmesine rağmen hala olaylara bu kitaptan bakmak çok ilginç ama etkisinden çıkamıyorum. Sanırım bir ömür favori kitaplarımda top 1 olarak kalacak. Mutlaka okunmalı hatta zorunlu kılınmalı.
Geçmişin izleri, fedakârlık, ahlaki değerler gibi bir çok konuyu tam dengesiyle işlemiş sanatçı. Ama benden kitabı birkaç kelimeyle özetlemem istenseydi kesinlikle ‘hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz.’ Derdim. Her şeye rağmen inancımı ve sadakatimi tazeleyen Jan Valjan’a, yanlış da olsa inandığı doğru ve ahlaki değerlerine bağlılığı için Müfettiş Javerth’e, sabır, dik başlışık, aşk, güven duygularının vücut bulmuş hali olan Cosette’e ve bu kitapta adı geçip bana bir şeyler katan tüm karakterlere ve başta bu karakterler aracılığıyla bana yaşamı öğreten, ders veren sevgili Victor Hugo ‘ya çokça teşekkür ediyorum. Kitaba geç kalmış ama yine okumuş olsam da kesinlikle okumasaydım eksik ve anlamsız olacakmışım gibi hissediyorum. Okuyacak arkadaşlar beklentinizin fazlasıyla üstünde olduğuna eminim.
7/9/22
ÖÖ 4.40
Hayatımda okuduğum en güzel kitaplar arasında yerini alacak, yazarın dili çok yalın, betimlemeler mükemmel ve yerinde, olay kurgusu muhteşem.
Geç kalınmış bir kitap
Victor Hugo Fransız edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarındandır. Sefiller onun destansı romandır.
Kitabı okurken her karaktere ayrı hayran kalıyor, her olaya ayrı heyecanlanıyor, hepsine ayrı ayrı üzülüyor, hepsinin sevgisini, nefretini, öfkesini içinizde hissediyorsunuz. Sarsıcı olay örgüsünün yanında oldukça da bilgilendirici.
SefillerVictor Hugo · Antik Batı Klasikleri · 2014105,2bin okunma
Ben daha çok küçükken evimizde bu kitap vardı ve çok merak ederdim. O zaman abim liseye gidiyordu. 'Ne zaman büyüyüp de bu kitabı okuyacağım?' derdim her zaman. Okuduktan sonra en sevdiğim roman oldu.
SefillerVictor Hugo · Antik Batı Klasikleri · 2014105,2bin okunma
Dürüst olayım, eskiden klasik romanlara karşı bayağı önyargılıydım. "Kesin dili çok ağırdır, beni bayar, sıkılırım" diye düşünür, yanlarına bile yaklaşmazdım. Ama Victor Hugo’nun Sefiller’ini okuyunca kendime resmen kızdım; "Neden bu şaheseri okumak için bu kadar beklemişim ki?" dedim.
Anlatım o kadar akıcı ki su gibi akıp gidiyor. Daha ilk sayfalardan anlıyorsunuz olayın sadece basit bir hikaye olmadığını. Okudukça kitap sizi resmen içine çekiyor, bir bakmışsınız karakterlerle beraber yaşıyorsunuz. Hem hüzünleniyor hem de umutlanıyorsunuz.
Beni en çok etkileyen şey ise verdiği o güçlü mesaj oldu: Etrafımızdaki insanlar ne kadar kötü olursa olsun, biz izin vermedikçe ruhumuzu kirletemezler. Hatta tam tersine, insanın içindeki o inatçı iyiliğin, dünyayı değiştirecek kadar büyük olaylara, devrimlere yol açabileceğini görüyorsunuz. Jean Valjean’ın mücadelesi, içinizdeki o "insanlık" damarına dokunuyor.
Kısacası, sadece bir roman değil, tam bir hayat dersi. Bence "Klasikler sıkıcıdır" demeyin, bu kitabı mutlaka listenize ekleyin.
SefillerVictor Hugo · Antik Batı Klasikleri · 2014105,2bin okunma
Öncelikle yazarın kitaptaki olayları -özellikle kişileri- birbirine bağlama şeklini daha önce hiç bi kitapta görmediğimi söylemeliyim. Okuyorum okuyorum ilerleyen bölümlerde aaa bu karakter bu yüzden bu şekilde tasvir edilmişti veya şu yüzden şimdiki olayla bağlantılandı diyorum. Yine söylemeliyim ki kitap 200 küsürüncü sayfalardan itibaren akıcı şeklini alıyor ve kendi kendini okutturup bazı satırlarda hayrete düşürttürüyor.
SefillerVictor Hugo · Antik Batı Klasikleri · 2014105,2bin okunma
Sefiller, romantik edebiyatın seçkin yapıtlarından biri olarak kabul edilse de bence devrin pek çok realist unsurunu romantik bir üslupla aktarmıştır. İçeriğine baktığımızda yazarın ilhamını Eugene Vidocq'un hayatından, Fransız ihtilalinden ve kitaba da ismini verdiği üzere halkın sefaletinden aldığını görüyoruz. Dolayısıyla da eser aslında incelenmesi gereken pek çok alt başlığa sahip. Victor Hugo'nun Eugene Vidocq'un hayatından etkilenerek oluşturduğu Jean Valjean isimli karakter 19 yıl kürek mahkumiyeti yaşamış bir hırsızdır. 19 yıl boyunca kefaretini ödemeye çalıştığı suçu ise bir ekmek çalmaktır. Aslında en büyük suçlu kendi insanını ekmek çalmaya yöneltecek kadar sefalet içine düşüren devlet ve imparatorken, her zaman olduğu gibi boyunduruğu garibanın üstüne geçirmek kolay gelmiştir. Hapisten çıkan Jean Valjean, geçen sürede insani yaşamı unutmuş ve taşıdığı suçlu damgası ile nereye gitse hor görülmüş, iyiliğin eski bir tanığı haline gelmiştir. O yüzden kendisine iyi davranan bir papaza dahi karşılık verememiş ve onun evindeki gümüş takımları çalmıştır. Polis tarafından yakalanan Jean Valjean'ın papazın ondan şikayetçi olmaması ve üzerine de hem çaldıklarını hem de iki gümüş şamdanı hediye etmesi ile hayatında bir dönüm noktası oluşacaktır. Ancak papazın ondan tek bir isteği vardır: iyi bir insan olması. Aradan geçen zamanda hem iyi hem de zengin bir adama dönüşen Jean Valjean, bir gün polis memuru Javert'in elinden Fantine adlı düşmüş bir kadını kurtarır ki bu da yazar Hugo'nun yine gerçek hayatta bizzat yaşadığı bir durumdur. O günden sonra Javert, Valjean'ın peşine düşer ve eski bir suçundan dolayı onu yine hapse atar. Hapisten kaçan Valjean, zamanında polisin elinden kurtardığı Fantine'in kızı Cosette'i alıp büyütmek ister. Aradan seneler geçer, Valjean ve
Eser için söylenecek o kadar çok söz var ki incelememi yazarken yazılarımı toparlamak için günlerimi vermem gerekti.
Bu eseri uzun bir tren yolcuğu gibi düşünün, koltuğunuza oturmuş pencerenize yansıyan manzarayı izliyorsunuz. Yolculuğunuz içerisinde birçok durak olacak, her durağınızda ayrı bir yer görecek ayrı bir duygu yaşayacak ayrı birşeyler öğreneceksiniz. Kimi zaman tarihe tanıklık ederken kimi zaman yaşamın en acımasız noktalarını soluyacaksınız. Yeri gelecek toplum denen olguların en kötümser yargılarını hissedecek yeri gelecek insanlığın manasını arayacaksınız. Hepsi bu kadarla bitmeyecek uzun düşüncelere dalacak ve birçok şeyi sorgulayacaksınız...
O halde lokomotifi çalıştırıp bu elzem yolculuğa çıkmak için incelememize geçelim.
Hugo eserinde birçok konuya değinsede özellikle altını çizdiği meselelere eser içerisinde ayrı bir yer tutmuştur.
Bu sebep ile öncelikle ilk duraklarımızı eserin ana konuları üzerinde yapacağız
1. Durağımız: Dönemin Mevcut Kilisesi (Ruhban sınıfı) ve Aristokrasi içerisindeki Nepotizm olgusu, seküler bir bakış açısıyla eleştirilmiş. Eleştirinin hikaye içerisindeki entegrasyonu ise eleştirilecek olguya istinaden yaratılan anti karakterler ile yapılmıştır. Merak etmeyin incelememizin ilerleyen kısımlarında tüm karakterlere değineceğiz.
Ek bilgi:
Martin Verga Tarikatı dönemin dinsel yobazlık mevcudiyeti için önemli bir örnekleme olmuştur. Her ne kadar dönemin kilisesi eleştirilmiş olsa da ağırlıklı olarak Hristiyanlık misyonerliği de anti karakterler ile yansıtılmış.
2. Durağımız: Tarihsel Vurgular
Özellikle Fransız Devrimi Sonrası Mevcut Durum Yani Monarşi - Cumhuriyet arası mekik dokuma dönemine büyük bir yer ayrılmıştır. Bu noktada yazarımız bizlere siyasi görüşünü yansıtmıştır. Gençliğinde şiddetli bir kral yanlısı olsa
"Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç."
İncelememe kitabın özeti gibi olan bu alıntı ile başlamak istedim.1724 sayfayı bir cümlesine sığdırabilmiş bir yazar Victor Hugo.
Yaşamadan geçen sefil bir hayatın kitabı, Sefiller. Karakterler değişse de yaşanan acı ve sefaletler ortak.
Kitaba başlamadan önce çekinsem de kitabın başındaki şu cümleler beni esere çekti:
" Erkeğin cahil ve umutsuz olduğu kadının ekmek için bedenini sattığı, çocuğun kendini eğitecek bir kitabın, kendini ısıtacak bir ailenin yokluğunda acı çektiği her yerde Sefiller kitabı kapıyı çalıp şöyle diyor: Sizin için geldim, sayfalarımı çevirin."
Bu cümleleri okuduktan sonra tam zamanında geldin Sefiller hoşgeldin diyerek, eseri buyur ettim ve iyi ki de öyle yapmışım.
Sefiller (2 Cilt Takım), sadece hacmiyle değil içeriğiyle, anlatımıyla, oluşturduğu duygu yoğunluğuyla, tasvirleriyle, ruh tahlilleriyle, içerdiği bilgilerle dolu dolu olan büyük bir kitap.
Neler yok ki bu kitapta?
Yoksulluk, sefalet, bozuk hukuk sistemi, siyaset din, fedakarlık, önyargı, iyilik, kötülük, erdem, vicdan, özgürlük mücadelesi, pişmanlık, mutluluk, gözyaşı, teslimiyet...
Haliyle bu kadar duygu ve düşünce içinde kitaba hapsoluyor insan. Ve kitap bittiğinde bir dostunla vedalaşır gibi bir his oluşuyor.
Her duygu esere öyle güzel işlenmiş, her karakter birbirine o kadar muazzam bir şekilde bağlanmış ki eserin bir başyapıt olmasına şaşmamalı.
Jean Valjean sadece ekmek çaldığı için 19 yılını hapiste geçirmiş bir kürek mahkumu. Kitapta onunla yolları kesişen başka hayatlara da tanıklık ediyoruz. Kitapta sadece Jean Valjean’ın hayatı yok elbette. Jean Valjean’ın yanında, Fantine, Cosette, Marius'un da acıları duygulandırıyor, etkiliyor.
Sefiller bu hayatları anlatırken aynı zamanda Fransız Devrimi'nin, Waterloo Savaşı'nı, savaşın ve devrimin
Kitabı elime ilk aldığımda farklı bir duyguya kapıldım. Bunun sebebiyse meşhur “Vatan Şairimiz Namık Kemal”di. Hayranı olduğum bir yazardır “Namık Kemal”. Sürgün yıllarında son günlerini yaşarken elinde “Victor Hugo’nun Sefiller” kitabı varmış. Bu kitabı okurken gözlerini yummuş hayata. “Hürriyet Kasidesi” gibi devasa bir şiiri o zamanın şartlarında yazabilmiş bir yazarın, son okuduğu kitabın “Sefiller” olması benim için baya değerliydi.
Kitabı bu duygu içinde alıp okumaya başladım. Tadını çıkara çıkara, azar azar… Neticede 23 günde kitabı bitirebildim. Kitap bittiğinde ise evet dedim. Bir esere eğer “Klasik” denilecekse böyle bir kitap olmalı. Ki çoğu klasik denen eser benim nezdimde hiçte klasik olmayı hak etmiyor. Ama “Sefiller” tam tamına bir klasikti.
Peki, neden tam tamına klasikti? Kitabın olumlu veya olumsuz özelikleri nelerdi?
Başlayalım Efendim…
1. Cesaret
Yazar kitabın yazıldığı döneme göre çok cesaret gerektiren bir iş yapmış. O zamanın karanlık Avrupa’sında sürgün ve hapis hayatı yaşayacağını bile bile “Özgürlük, Adalet, Eşitlik” gibi konuları işlemek bir cesaret işidir. Cesur yazar her zaman takdiri hak eder. Ayrıca kendinden sonraki birçok yazara da “Hugo” bu konuda örnek olmuştur. Onların açtığı çizgiden yürüyen yerli yazarlarımız “Tanzimat Dönemi” ile birlikte bu konuları işlemeye başlamıştır.
2. Evrensel Konular
Kitabı ana konusu sefillik. Fakat sefilliğin çeşitleri yok mudur? Örneğin bir hayat kadının sefilliği, bir mahkûmun yaşadığı sefillik, bir yetim kızın sefilliği, bir dilencinin sefilliği, devrik bir liderin sefilliği, bir kaçağın sefilliği, bir hırsızın sefilliği, bir devrimcinin sefilliği, bir vicdan sefilliği… Sefillik diye düşünmeye başlasak bu ve buna benzer birçok şey sıralayabiliriz. Kitabı beğenmemin bir nedeni de aklımıza
Victor Hugo 26 Şubat 1802'de Fransa'da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra kendini tümüyle edebiyata adadı. 1824 yılında Fransız coşumcularının (romantikler) yayın organı olan La Muse Française dergisini kurdu. Cenacle adını taşıyan coşumcu sanatçılar çevresinin üyesi ve onun odak noktası oldu. 1830-1843 arasında en verimli dönemlerinden birini yaşadı. Romanları, tiyatro yapıtları ve şiirleriyle başarıdan başarıya koştu. 1831'de Notre Dame de Paris (Paris'in Notredame Kilisesi) adlı büyük romanını yayımladı. 1841 yılında Fransız Akademisi'ne üye seçildi. Çok sevdiği kızı Leopoldine'nin 1843'de kazayla boğularak ölmesi üzerine 1852'ye dek yeni yapıt vermedi. 1848 Devrimleri'nden sonra parlemento üyeliğine seçildi. 3. Napoleon'un hükümet darbesini engellemeye çalıştı, başaramayınca 1851 yılında Belçika'ya kaçmak zorunda kaldı.
Ateşli bir demokrasi ve cumhuriyet yanlısı olarak imparatorluk rejimini eleştiren yapıtlar yazdı. 1855-1870 arasını küçük bir İngiliz adası olan Guernsey'de geçirdi. O dönem yazarlığının en üretken yılları olmuştur. 1862 yılında başyapıtı olan Les Misérables (Sefiller) adlı romanını yayımladı. Bunu 1866'da Les Travailleurs de la Mer (Deniz İşçileri) ve aynı yıl L'Homme qui Rit (Gülen Adam) gibi önemli romanları izledi.
Fransa'da Cumhuriyet yeniden kurulunca Paris'e döndü. Ulusal Meclise seçildi. Artık Fransa'nın en gözde kişilerinden biriydi. Paris Komünü'nün ezilmesinden sonra komüncülerin bağışlanması için çok uğraştıysa da sonuç alamadı. Giderek siyasal ve toplumsal yaşamdan elini eteğini çekti.
1885 yılında ölüm döşeğinde iken; "Tanrı'ya inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyorum. Bu benim için kafidir." diyerek 22 Mayıs 1885 yılında hayata gözlerini yummuştur.