Bir aydın, hiçbir vakit halk adamı keresinde mutlu olamıyordu. Her şeyde ideal bir biçim araması, onu sonsuz çakır dikenliklerine doğru itiyor, orada her yanından kan damlayan varlığıyla yalnız başına kalıyordu.
Zaman ölülerini gömüyor ve anahtarlarını da saklıyor kendinde. Yalnızca düşler, şiir ve oyun bizleri bazen neyiz, ne değiliz, biz miyiz, kendimizi bilmeden önceki bize yaklaştırıyor böylece.