Jack London'dan okuduğum ilk kitap değil ama en beğendim kitap diyebilirim. Kitaba başlarken "Sınav da yaklaşıyor biraz geç bitireceğim galiba" diyordum ama kitap su misali akıp gitti. Çoğu zaman kendimi, Martın'in yanıbaşındaymışım gibi hissettim. Sanki hissettiği her duyguyu, çektiği her acıyı, içinde bulunduğu her durumu daha önce yaşamış gibiydim. Konusuna gelecek olursak, Martın geçimini mevsimlik işlerden ya da denizcilikten sağlayan bir genç.Hayatı, para kazanmak sonra da kazandığı parayla hayatta kalabilmeyi sağlamak. En büyük eğlencesi de çete kavgalarına karışmak veya içki içerek kafa dağıtmak.Tabii tüm bunlar Ruth adındaki kızla karşılaşmasıyla değişiyor. Martın, Ruth'u o kadar seviyor ve onu o kadar yerlere göklere sığdaramıyor ki... Hayatını, sırf Ruth'a ulaşabilmek sırf onun gibi olabilmek için değiştiriyor. Az uyuyup çok okuyor. Az kazanıp çok acı çekiyor. Yazar olup hayatını kazanmak tek gayesi oluyor. Fakat hayalkırıklıkları peşini bırakmıyor. Derken, iyi şeylerin hep bir anda çıkagelmesi gibi amacına ulaşıyor fakat bu seferde umudunun, yaşama sevincinin içi çoktan boşalmış oluyor. Kısacası bu kitap bana, hayatın akışını mutlak suretle değiştiremeyeceğimizi, bizim hayır sandığımızın aslında şer olduğunu anlayamayacağımızı hatırlattı. Ve biz insanların bu sonsuz döngüde memnuniyetsizce debelenirken ömürlerimizi harcadığımızı... Kitap, okuyacak olanlara naçizane tavsiyemdir.