Yine tadı damağımda kalan bir roman okudum.
Kitabı ilk elime aldığımda kapağını uzun uzun inceledim ama bir türlü anlamlandıramadım. Tabii ne karakterlerden ne de hikayeden haberdardım.
Taa ki şu satırları okuyana kadar;
"Firuz, onun saç örgülerini iki idam ipine benzetti. Uçlarından kendi ile dostunun cansız bedenleri sallanıyordu."
Bundan sonra da kitap kapağı daha bir anlamlı gelmeye başladı. Bir de kapağın alt kısımda bir sincap vardı, onunla da ilerleyen sayfalarda karşılaştım. Ufacık, tefecik, şirincecik bir sincap ama görevi oldukça büyük.
Butimar ve Uzakların Şarkısı'nda olduğu gibi başta kısa bir hikayenin içine giriyorsunuz sonrasında da bambaşka bir kapı açılıyor ve siz o kapıdan içeri girdikten sonra da bir daha çıkmak istemiyorsunuz. Zaten çıkmak isteseniz de çıkamazsınız :)
Burada o kapıdan girmeden önce Nergis'in acı hikayesine şahit oluyoruz.
Anadolu'nun küçük bir kasabasında doğup büyüyen Nergis başarılı bir öğrenci. Üniversite zamanı geldiğinde de İstanbul'da üniversite kazanıp İstanbul'a yerleşiyor. Üniversitenin son yılında da liseden tanıştığı arkadaşı ile sözleniyor. Standart bir şekilde devam eden hayatı okulun son yılında tanıştığı hocası yüzünden bambaşka bir boyut alıyor. Bu kısımları okurken aklıma Ceren Damar'ın hikayesi geldi. Bir insanın hayatını karartmak bu kadar mı kolay? Bir de bunu aşk adı altında yapmak. Batsın sizin aşkınız da, sevginiz de...
Olaylar sonrasında da maalesef ki düzenin güçlüyü nasıl koruduğuna şahit oluyoruz.
Nergis yaşadıklarının acısı ile hayatına İstanbul'dan ayrılarak dayısının yanında devam etmeye çalışırken Firuz dede ile tanışıyor. Onun yanında işlerini görmek, ona yardım etmek amacıyla işe başlıyor. Sonrasında malum küçük bir kasaba ve