Aman Tanrım! Gerçekten birisi bu kitabı yazdı mı?
Evet, evet 'Alıklar Birliği' nden bahsediyorum. Buna inceleme yapmak ne denli zor sizlere anlatamam bile ama yine de bir terden başlamak gerek!
Fakat ilk önce Kitaptan ziyade yazarımız John Kennedy Toole 'den bahsetme gerek.
Toole ne yazık ki bir çok yazarın hazin sonu için kendini yıllarca büyük bir umutla azimle kağıtlara dökmüş nihayetinde intihar ederek yaşamına son vermiştir. Bu istençli ölümün sebebi yazdıklarının hiçbir şekilde karşılık bulamaması değer görmemesi ve basılmaya yanaşılmamasıdır.
Heyhat!
Gün geliyor, yazarını ölüme sürükleyen bu eser Plutzer Ödülünü alıyor... Hem de bu ödül ilk kez ölü birine veriliyor... Gerçi şaşırdık mı, sanatın sanatçısının öldükten sonra değere binmesi gibi bir acı geleneği zaten bilinen bir gerçek...
Toole'un Alıklar Birliği adlı eserini üç günde bitirdim. Belki daha kısa sürebilirdi ancak akıp giden ve yetişmek zorunda kalırken sorumluluklarımızı da önümüze katan hayat yüzünden az evvel son cümlesi ile uğurladığım roman baş kişisi İgnatius bilge ama deliliğin sınırını çoktan aşmış bir nükleer bomba gibi ortalıkta dolanıp duruyor. Öyle ki hangi işe elini atsa derhal ortalığı birbirine katıp işi içinden çıkılmaz bir hale getirse de herkesin yıkımıyla sonuçlanan olaylardan kendisi sağ salim hayatına devam ediyor.
Nefret ettiği ancak bir yandan da bağımlı olduğu annesi ile berbat bir evde yaşamaya çalışan İgnatius karakteri kitabın içinde birden çok kitap peyda ediyor ve akla kazılan bir sürü çıkarımından edindiğimiz bilgi ile bizi hayrete düşürüyor.
Fakat öylesine aşağılık öylesine iğrenç ve öylesine durdurulamaz bir yaratık ki bazen ona tahammül etmek okuyucu için inanılmaz zor bir durum oluyor.
Dönemini, döneminin arka mahallelerinde kullanılan yavan dili, devrimi, hiçbir
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
YouTube kitap kanalımda Kötü Çocuk kitabını yorumladım! : ytbe.one/q-_bzyWLIGI
Işıltılı hayatlar, bol bol ergenlik hormonu, mutasyonla üretilmiş domatesler ve en çok da kendisini dünyanın en bad boy’u zanneden ERRRKEKKKKler… İşte bunların hepsi Kötü Çocuk kitabı arkadaşlar.
İncelemeye başlamadan önce yine şunu söylemem gerek. Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak bu tür kitaplarla vakit kaybetmemeniz açısından daha nitelikli kitaplar önerdim, yorumlar kısmına bakarak efsane kitap önerileriyle karşılaşabilirsiniz!
Kitabın başrolü Kayla’nın bir gün canı sıkılır ve tabii ki de bir bad boy arayışına sürüklenir, sonra da kolejde tanıştığı Meriç ile birlikte olaylar gelişir. Atahan Koleji’ne gidecek olan Kayla, kendisini birden ergenlik hormonlarından dolayı alınlarındaki sivilceleri Etna Yanardağı kadar büyümüş çocuklar arasında bulur. Acaba hayatının en zor kararını nasıl verecek ve hangi bad boy’u seçecektir Kayla, hangi bad boy’un bad girl’ü olacaktır?
Kitabın kapağından başlamak gerekirse kapaktaki ismi biraz araştırmam neticesinde isminin Vini Uehara olduğunu öğrendim. Hatta bu çocuk sırf bu kitabın tanıtımları için Türkiye’ye getirilmiş ve hatta onun geleceği yere gelebilecek 1500 insan da sosyal medyada çekiliş yoluyla belirlenmiş. Arkadaşlar biz Dune evreni gibi başka bir paralel evrende mi yaşıyoruz bilmiyorum ama ülkemizde gerçekten çok garip kafada işler dönüyor, buna kesin olarak eminim.
Pis Yedili’deki Orço’nun serüvenlerini izlesem zamanımı bunu okumaktan daha verimli geçirebileceğim bu kitabın, televizyonda Arka Sıradakiler dizisi açıkken yazıldığını düşünmekteyim. Hatta Arka Sıradakiler dizisindeki Oktay ile Gamze’nin boyutlarını yarı yarıya küçültüp bir de onları o ergen halleriyle Miniatürk’e falan koysaydık bence Kötü Çocuk