Müziği oldum olası sevmişimdir, o benim için eşsiz bir enstrümandı, her daim dokunaklı, hiçbir enstrümanın sahip olamayacağı bir derinlik vardı onda, o bütün hislerin ve ruh hallerinin özüydü, hiçbir düşünce onun için yüksekte değildi, bir sonbahar fırtınası gibi gürleyebilir, kimsenin duyamayacağı şekilde fısıldayabilirdi.
Yaşadığımız bu dünyanın arkasında, gerilerde bir yerde bir başka dünya daha vardır, nasıl ki insan tiyatroda bazen öndeki gerçek sahnenin arkasında da bir sahne olduğunu fark eder ve nasıl ki bu sahne öndekiyle ilişkilidir tıpkı öyle. İnsan şeffaf bir tül ardından bakar gibidir ve tülden bir dünya görünür, daha hafif, daha ruhani gerçek dünyadan daha farklı niteliklerde. Birçokları kendilerini bedensel olarak var oldukları bu dünyadan ziyade o diğer dünyaya aitmiş gibi hissederler.
Seninim. Yoksa, hiçbir şey olmak istemiyorum. Birçoklarının almak için, neleri varsa verip de gene olamayacakları bir şey olabilirim oysa. Ama seninim. Ve sen, itmez, terslemezsen bu bana yeter.
Nasıl oldun canım? Bütün hastalıklarını, dertlerini,
bana sat! Yahut bana yükle... Demek iyi dostların
yok artık oralarda? Boşver, siktir et o yüreksizleri,
yaşamayanları... Sen onların hiçbirine muhtaç değilsin. Aksine daha önceleri dost sandıkların olduysa, sen onlara erdemler, ruh zenginliği ve o müthiş dünya sevgisini verdin.