“Hayatında hiç kötü ya da aptalca bir eylemi, sırf onu yapmaması gerektiğini bildiği için yapmamış bir insan var mıdır? Kanunları, sırf kanun oldukları için, sağduyunun sesine kulak asmadan çiğneme eğilimi hepimizde yok mu?”
“…Ben bakarken yarık iyice genişledi kasırga vahşice esti, birden ayın tamamı önümde belirdi, o güçlü duvarların çöktüğünü görürken beynim döndü, sanki binlerce denizden gelen uzun, gürlemeli bir haykırış duyuldu, ve ayaklarımın dibindeki derin ve karanlık gölün suları “USHER EVİ”nin kalıntıları üstünde kasvetle ve sessizce kapandı.”
“O parlak ışığa karşı gözlerini kıstığında beyaz geceliğiyle iskelede duran Anna’yı neredeyse görebiliyordu. Gözlerini kırpıştırdığında Anna’nın görüntüsü kaybolsa da aslında gitmediğini biliyordu. Reuben onu unutmadığı sürece o orada, ona gülümseyecek, ona el sallayacaktı.”
Hiç, nasıl olur ki, düşmanın silahı vatana çevrilsin de karşısında önce benim göğsümü bulmasın? Hiç, nasıl olur ki, vatan tehlike içinde bulunsun da ben evimde rahat oturayım? Hiç, nasıl olur ki, devlet yerinden oynasın da ben mıhlanmış gibi burada kalayım! Hiç, nasıl olur ki, vatan sevgisi bugün her şeyden kutsal olsun da ben yalnız senin sevginle uğraşayım. Hiç, nasıl olur ki, dünyada her şeyin ilerlediğini bilip dururken ben babamdan, atalarımdan aşağı kalayım?
Sayfa 13 - Birinci perde, ikinci meclis.·Kitabı okudu