Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla
iki milyardan artığız,
kadın, erkek, çoluk çocuk.
Ekmek hepimize yetmiyor,
kitap da yetmiyor,
ama keder dilediğin kadar,
yorgunluk da göz alabildiğine.
Gelme diyorsun
Bu gel demektir
Birazdan güneş doğacak
Dolu dizgin atlılar geçecek yüreğimden
Seni düşüneceğim
Gümüş mahmuzların parlaklığında
Yağmur nal izlerini örtmeden
Sana geleceğim
Bekle beni..
İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Artık ne kibri nazırın, ne katibin şakşağı.
Tas tas ışık döküyorum başımdan aşağı,
Güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan.
Ve belki, ne yazık,
hatta en güzel yalan
beni kandıramıyor artık.
Artık söz sarhoş edemiyor beni,
ne başkasının ki, nede kendiminki.
Ben seni nasıl anlatayım ki yada en güzel başlanır seni anlatmaya. Gözlerin karanlık bi oda,
Ellerin bütün kuwwetiyle çarpılmış bi kapı bana.
Biliyorum ne söylesem tesiri yok artık.
Sen benim onca zamandır aşamadığım,
Hiç bi zaman da aşamayacağım o kocaman duwarlarımsın.
Geçer sandım unuturum sandım biraz uzaklaşınca,
Herş şeye yeniden başlayabilirim sandım.
Ah canım denedim ama olmadı.
Ben zaten hayatımda hiç bişeyi istediğim gibi yapamadım.
Sen sahip çıkmayı başaramadığım tek şey deilsin ama
Canımı en çok acıtansın.
Ölsem acaba o zaman umursar mısın?
Üzülür müsün, acır mı canın?
Aslında sana söylemek istediğim son bişey daha war,
Ya da boşwer.
Herneyse..