Zira hiper-modernite çağında hakikat ve doğru diye bir şey yoktur; sadece tercihler vardır. Daha iyi ya da daha kötü diye bir şey yoktur; sadece farklılıklar vardır. Her şey bir tercih, seçme hürriyeti, farklı tarzlar ve yaşam biçimleri olarak meşrulaştırılabilir. Çağın mottosu “carpe diem” dir: Gününü gün et, anın tadını çıkar! İyimser bir yorum yaparak Romalı şair Horatius’ un bu ifadeyle İbni Arabi’ nin “anın evladı” olmak mânâsına yakın bir şeyi kast ettiğini düşünebiliriz. Fakat modernitenin anı, kadim zamanların anından farklıdır. An, artık sonsuzluktan bu dünyaya uzatılmış bir buket değil, kendi başına sonsuzmuş gibi zevk alınması salık verilen seküler bir zaman dilimidir.
İnsan, kan ve kemikten daha fazla bir şey olduğunu hatırladığı zaman kendi kemaline doğru bir adım atar. Ruhun ölümsüzlüğü, insanın sonsuzlukla olan bağıdır. Bu bağın anlamını ortaya çıkartan ve insanoğluna gösteren şey, onun aklı ve düşünme melekesidir.
İnsan kendini varlığa anlam bahşeden bir özne olarak konumlandırabilir fakat tasavvur ettiği dünya o kadar fakirleşmiştir ki ona bir anlam yüklemek artık imkansız hale gelmiştir.
Proust devam ediyor: “Okuma zihnî hayatı uyandırmalı, yerini almamalı onun. Başkalarının hazırladığı bir bal değil hakikat, onu kitap sayfalarından toplayamayız, kafamızın ve gönlümüzün iç hamleleri ile fethedebiliriz ancak.” Doğru. Zihin arı, kitap çiçek, dış dünya kovan.