" İnsan o yaştayken konuşulacak öyle çok konu vardır ki. Düşler zengindir. Umutlar da. Sonra yıllar geçer. İstekler zorunluluklara boyun eğer. Ayaklar yere basar. Savaşım, yeryüzünü değiştirmek çabasından uzaklaşır, yaşamı sürdürme çabasına dönüşür. Bugünü yarın edebilme, eldekini yitirmeme çabasına. Elde olan çok bir şey değildir belki. Ama tümü bu olduğuna göre, kişi buna tutunur. "
Kendiliğinden mi yürüyor bu ayak, kendiliğinden mi açılıyor bu adım, açılan adım ve yürüyen ayak üstünde, yürümeyen bir adam. Kendiliğinden mi bakıyor bu göz, bakan göz ardında görmeyen bir adam. Kendiliğinden mi kırpılıyor bu kirpik, kırpılan kirpik ve bakmayan göz ardında görmeyen bir adam. Kendiliğinden mi kıpırdanıyor bu parmaklar, kendiliğinden mi uzanıyor bu kol; kendiliğinden uzanan kol ve kendiliğinden kıpırdanan parmaklar ucunda tutmayan bir adam
Gözlerimizin kudretini arttırmak için, bizden daha önce hayata bakmış olanların gözlüklerini kullanmak zorundayız. Bu gözlükler, onların yazmış oldukları kitaplardır.
Zaten bu insanlar aleminde, organiği değer görmeyen tek şey insandı. Misal şu zenginler, Mercan'a köylü diye yüz vermezdi de işte böyle köy tavuğu buldu muydu, aman bu ne organik tavuk diye baştacı ederlerdi. Mercan in kendi bokunu yiyen bir hayvan kadar kıymeti yoktu demek...
Ben heves ettiğim şeylerin kursağımda birikmesinden oluşan hayal kırıklıklarımı yorgan gibi üzerime örtmüş olanım. Ben, olsun diye çabaladığım her şeyin olmayışını yutkunarak seyredenim. Ben, elimi uzattığım yeşil dalların kuruduğuna şahit olanım.