İnşaatlarda çalışırdı babam. Usta filan değildi, hangi usta elinde kürek harç karıştırır? O yüzden ne iş olsa yapardı. Kendi deyişiyle, “Ben her işin adamıyım,” derdi. İş çıkmayınca da söylenir dururdu. Ara sıra da Cemil’in babasıyla boya yapmaya giderlerdi.
Ama işte…çoğu kış günleri hepimiz için acılı geçerdi. Çünkü babam evde olurdu.
Kış günleri erkenden kalkar, bahçeye çıkar, soğuk havada pijama-atletle bahçede dolanır, sigarasını yakar, sokaklara bakardı. Sanırım birilerinin işe çağırmasını beklerdi. İş çıkmayınca ki çıkmazdı, çöpü toplamayan çöpçülere, havlayan köpeklere, zırt pırt kesilen elektriklere, bilumum tüm aksiliklere küfür ederek içeri girerdi. Bu arada soğuktan tir tir titriyor olurdu. Çorapları ayağına çekip sobanın dibine oturur, daha yeni altı tutan sobaya, “Bu da sobaysa ben de yüksek inşaat mühendisiyim,” diye küfrederek söylenirdi.
Okula gitmeye hazırlanan bizlere duyura duyura, “Yazın patlama olacak, memleket şantiyeye döndü anasını satıyım,” derdi.
Evde patlayan şeyse gece donan musluklardı.
Bir gün banyo musluğunun az aktığını bahane ederek, tamirata girişti. Hepimizi koşturmayı severdi iş yaparken. Eli boş işe girişip, sonra her bir şeyi bizden isterdi. “Annemin yanına al,” dediği tahta takım çantasını, “Biz bilmiyoruz sanki, kalabalık sevmiyorum yanımda. Çok biliyorsan kendin yap,” diyerek yanına almazdı. İşe başladıktan sonraysa boru anahtarı, tornavida, pense, çekiç derken, çanta dışında her şeyi yanına almış olurdu.
O günde öyle oldu. Önce leğen istedi bizden. Sonra İngiliz anahtarı, sonra boru anahtarı, “Muslukları kapatın!” diye anneme seslendi. Annem “Hangi musluğu,” deyince, “Bırak ben hallederim,” diyerek uğursuz bir uğraşa girişti.
Tabii musluğa kızarken kendisi vanayı kapatmamıştı. Gevşettiği