Ömer saraç

Ömer saraç
@Omsarac
C.T
İnşaatlarda çalışırdı babam. Usta filan değildi, hangi usta elinde kürek harç karıştırır? O yüzden ne iş olsa yapardı. Kendi deyişiyle, “Ben her işin adamıyım,” derdi. İş çıkmayınca da söylenir dururdu. Ara sıra da Cemil’in babasıyla boya yapmaya giderlerdi. Ama işte…çoğu kış günleri hepimiz için acılı geçerdi. Çünkü babam evde olurdu. Kış günleri erkenden kalkar, bahçeye çıkar, soğuk havada pijama-atletle bahçede dolanır, sigarasını yakar, sokaklara bakardı. Sanırım birilerinin işe çağırmasını beklerdi. İş çıkmayınca ki çıkmazdı, çöpü toplamayan çöpçülere, havlayan köpeklere, zırt pırt kesilen elektriklere, bilumum tüm aksiliklere küfür ederek içeri girerdi. Bu arada soğuktan tir tir titriyor olurdu. Çorapları ayağına çekip sobanın dibine oturur, daha yeni altı tutan sobaya, “Bu da sobaysa ben de yüksek inşaat mühendisiyim,” diye küfrederek söylenirdi. Okula gitmeye hazırlanan bizlere duyura duyura, “Yazın patlama olacak, memleket şantiyeye döndü anasını satıyım,” derdi. Evde patlayan şeyse gece donan musluklardı. Bir gün banyo musluğunun az aktığını bahane ederek, tamirata girişti. Hepimizi koşturmayı severdi iş yaparken. Eli boş işe girişip, sonra her bir şeyi bizden isterdi. “Annemin yanına al,” dediği tahta takım çantasını, “Biz bilmiyoruz sanki, kalabalık sevmiyorum yanımda. Çok biliyorsan kendin yap,” diyerek yanına almazdı. İşe başladıktan sonraysa boru anahtarı, tornavida, pense, çekiç derken, çanta dışında her şeyi yanına almış olurdu. O günde öyle oldu. Önce leğen istedi bizden. Sonra İngiliz anahtarı, sonra boru anahtarı, “Muslukları kapatın!” diye anneme seslendi. Annem “Hangi musluğu,” deyince, “Bırak ben hallederim,” diyerek uğursuz bir uğraşa girişti. Tabii musluğa kızarken kendisi vanayı kapatmamıştı. Gevşettiği
Reklam
"Cemil'in Talihi"nden
Cemil için içli bir şarkıdır evini, çocuklarını bırakıp giden öz annesi. Dinleyemediği masallar, burnunu silemediği bembeyaz mendillerdir. Canı istediğinde isteyemediği patates kızartması; okuldan döndüğünde kucaklayamadığı, sığınamadığı sıcacık anne kucağıdır. Üvey annesi Döndü’nün yaktığı sobanın bilmediğidir bu. Cemil de bilmez nedenini, niçinini. Gitmiştir bir gün annesi. Belki bir sevdanın peşinden, belki paranın. Ama bilir üvey anne azarını, dayağını. Babasına bir bir şikayetlenemediği masumluk sözleridir anne yokluğu. Söz yutkunulur umut kalır. Olmayan hatıraların güzelliğidir bu, yoksa başında annesi olan kimseler de her gün yaşamaz bu güzellikleri. Elbette sever anneler evlatlarını ama sevgi her zaman güzel sözlerle, mutluluk gözyaşlarıyla çevrili değildir. Kimi zaman başların üstünden mermi gibi geçen terliklerin altındaki uyduruk markada, kimi zamansa “Gözün kör olsun, yapmaz ol emi!” gibi öznesine gizlendiğiniz cümlelerin edebi dokusunda saklıdır. Gizlendiğiniz yerden çıkmanız muhakkak, o yumuşak ete bir oklava yemeniz alın yazınızdır. Cemil bunu da bilmez.
5 bu kez biraz uzun olsun
Aynı anda aynı yere bakmamaya karar vermiş gibiydi herkes. Ama ben bakıyordum. Sanki arabayı ilk ben fark ettiğim için topu benim almam gerekiyordu. İçimde ağır bir yük, anlamsız bir görev hissi vardı. Çocukların sesleri çıkmaya başladı birden. “Hadisene.” “Topu getir de dağılalım,” lakırtıları başladı. Niyetimi anlamış olacak ki, Cemil “Gitme, ya kaçırırlarsa seni!” diye çok küçüklüğümüzden kalma bir nasihati hatırlattı. İçimde uslanmaz bir merak, benliğimi ele geçirmişti sanki. İlk adımı korkarak attım. Sonra bir adım daha. Her adımım da ardımdaki sesler azalıyordu. Belli ki endişeler artıyordu ne olacak, diye. Arabanın yanına vardığımda sessizleşti dünya. Önce bizimkilere baktım. Sonra cesaretimi göstermek ister gibi usulca başımı çevirip, hızla arabanın içine göz attım. Ama camı içerisini göstermeyecek kadar karaydı. Yine de bir an içeride bir şeyin kıpırdadığını sandım. Belki de camdaki kendi yansımamdı bu, belki değildi. Yine de o kısacık bakışım içimi ürperti. İçime işleyen bir soğukluk, ruhumu sarmalayan bir korku kapladı beni. Çok uzaklardan biri adımı fısıldadı o an, biri beni çağırdı. Ya da bana öyle geldi. Hızla eğilip topa baktım. Arabanın altı bile soğuktu. Topu tuttum ama almak kolay olmadı. Sıkışıp kalmıştı. Zorla da olsa çekip çıkardım. Ayağa kalktım. Tam o an ilk damla topun üzerine düştü. Sonra bir şimşek, göğü çatırdatarak yardı sanki. Her yer kısa bir an bembeyaz oldu. Sonra bulanıklaştı. Ardından gelen gök gürültüsü çocuk hafızalarımıza kazınacak kadar öfkeli bir gürültüyle sardı her yanı. Sağanak başladı birden. Rüzgar öfke kusuyordu. Örgüler uçuşmaya, anneler ve çocuklar çığlık çığlığa kaçışmaya başladı. Pencere önlerindeki plastik saksılar devrildi, çamaşır dolu ipler koptu. Asılmış kimliksiz boş cesetler yerde

Ömer saraç

, bir kitap okudu
9/10
·200 syf.·
2025 6. kitabı
Şermin Yaşar
8.8/10 · 24,4bin okunma
Reklam