Ömer saraç

Ömer saraç
@Omsarac
C.T' den -İnanç Bir Eşyaya Sığınır Bazen-
Türbenin yanındaki bir ağaca yaslanmış bekliyordum. Sabah, hiç düşünmeden, hiçbir plan yapmadan öylesine yürümeye başladım. Çarşıdan geçtim; ilkokulumuzun yanından, İş Bankası’nın önünden… Amaçsızca yukarı çıktım. Ta ki karşımda türbeyi görene kadar. Görünce duraksadım. Ayaklarımın beni buraya kadar niye getirdiğini o an fark ettim. Elim istemsizce cebimdeki şala gitti. Yıkık duvardan atlayıp bahçeye girdim. Şalı avucumda sıkıyordum. Sevdiğim kadın hâlâ yoktu. Bugüne kadar tanıdığım en hayat dolu insandı. Onca badireden geçmiş, feleğin attığı çukurlardan kendi imkânlarıyla çıkmıştı. Ve benimle mutluydu; gözlerinde görmüştüm. Suyun içinde dans edişi, lunaparktaki o eşsiz neşesi buna şahitti. Doğum günümü kutladığımızın ertesi günü kaybolmasını aklım almıyordu. Sigaramı bitirip ağaçlara doğru yürürken biri, “Selamün Aleyküm,” dedi. Arkamı döndüm. Hüseyin Hoca’ydı. “Aleyküm Selam hocam,” dedim. “Hayırdır, bu soğukta ne arıyorsun burada?” “Bilmiyorum hocam,” dedim. “Öyle dolaşırken kendimi burada buldum.” Beni dikkatlice süzdü. Elimdeki şalı alelacele cebime sokuşturdum. Görse, ‘Sende mi?’ diyerek haşlardı. Elime baktı ama görmedi sanırım; bir şey demedi. “Ben de yine ağaçları temizlemeye geldim,” dedi. “Bunca zamandır dinletemedik kimseye. Asmayın şunları diye… Yazık.” “Hocam, yardım edeyim mi?” dedim. “Birlikte toplayalım istersen.” “Yok yok,” dedi. “Ben sonra yine gelirim.” Sonra durdu, bana baktı. “Sen niye buradasın, yalansız anlat bi’ hele.” “Ne bileyim hocam,” dedim. “Çok bunaldım; darlandım. Artık çıkacak bir kapı bulamıyorum.” Türbeden aşağı birlikte indik. Hoca önden yürüyordu; adımlarını aceleye getirmeden, sanki yokuşu değil de bir düşünceyi iniyormuş gibi. Yol daraldıkça sesler açıldı. Uzaktan Samsun yolunun
Reklam
KARAMAZOVLAR
Adını unuttğum ünlü bir yazar, insan beyninin ortaya çıkarabileceği en büyük eser, demiş K. Kardeşler hakkında. Sanat söz konusu olunca bu sıralamalara çok da inanmayalım bence. Yine de adam haklı.
Hadi Gülümse Bulutlar Gitsin, bölümünden
Rayların sesi, camdaki yansımamız, gecenin koyu moru… Bütün bu görüntüler birleşip tek bir duyguya dönüştü içimde: Ben bu hayatı onsuzken yaşamamışım meğer. Sanki o güne kadar olanlar soluk bir taslaktı da, asıl resim o gün çizilmişti. Kayaş istasyonuna yaklaşırken kolumdan tuttu; sanki inmek istemedi bir anlığına. Camdan dışarı baktım. Dışarıda ışıklar akıp geçtikçe Gülümser, bir an o ışıkların içine karışıyor sonra tekrar yanımda beliriyordu. Sonra tren usul usul durdu. O ve gülücüğü gölgelerin içinde kayboldu. Sokağa kadar yürüdük. Evlerin pencerelerinde sarı sarı yanan ışıklara bakarken hiç konuşmadık. Bahçesinden içeri girince gölgesi duvara vurdu, uzadı kısaldı. Kapının önüne gelince durdu. Bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti. Aldığım çiçeklerden birini demetinden ayırıp bana uzattı. Parmakları avucuma değerken anlamı belli olmayan bir şey bıraktı. Bir teşekkür, bir veda, bir başlangıç… Belki de hepsi. Sonra hafifçe yaklaşıp yanağıma dokundu. “İyi geceler,” dedi. Bir adım geri çekildi. Bir adım daha. Bir rüzgâr sesi geldi o an, belki kalp atışım kapının sesiyle karıştı. Kayboldum.
Edebiyat
Mutsuzdum hep, çocukluğumda, gençliğimde ve sonrasında. Ve sonra bana kitaplarla tanışma lüksü bahşetti hayat. Okudum sürekli. Ve daha mutsuzum şimdi. Al sana edebiyat...