Ömer saraç

Ömer saraç
@Omsarac
KARAMAZOVLAR
Adını unuttğum ünlü bir yazar, insan beyninin ortaya çıkarabileceği en büyük eser, demiş K. Kardeşler hakkında. Sanat söz konusu olunca bu sıralamalara çok da inanmayalım bence. Yine de adam haklı.
Reklam
Hadi Gülümse Bulutlar Gitsin, bölümünden
Rayların sesi, camdaki yansımamız, gecenin koyu moru… Bütün bu görüntüler birleşip tek bir duyguya dönüştü içimde: Ben bu hayatı onsuzken yaşamamışım meğer. Sanki o güne kadar olanlar soluk bir taslaktı da, asıl resim o gün çizilmişti. Kayaş istasyonuna yaklaşırken kolumdan tuttu; sanki inmek istemedi bir anlığına. Camdan dışarı baktım. Dışarıda ışıklar akıp geçtikçe Gülümser, bir an o ışıkların içine karışıyor sonra tekrar yanımda beliriyordu. Sonra tren usul usul durdu. O ve gülücüğü gölgelerin içinde kayboldu. Sokağa kadar yürüdük. Evlerin pencerelerinde sarı sarı yanan ışıklara bakarken hiç konuşmadık. Bahçesinden içeri girince gölgesi duvara vurdu, uzadı kısaldı. Kapının önüne gelince durdu. Bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti. Aldığım çiçeklerden birini demetinden ayırıp bana uzattı. Parmakları avucuma değerken anlamı belli olmayan bir şey bıraktı. Bir teşekkür, bir veda, bir başlangıç… Belki de hepsi. Sonra hafifçe yaklaşıp yanağıma dokundu. “İyi geceler,” dedi. Bir adım geri çekildi. Bir adım daha. Bir rüzgâr sesi geldi o an, belki kalp atışım kapının sesiyle karıştı. Kayboldum.
Edebiyat
Mutsuzdum hep, çocukluğumda, gençliğimde ve sonrasında. Ve sonra bana kitaplarla tanışma lüksü bahşetti hayat. Okudum sürekli. Ve daha mutsuzum şimdi. Al sana edebiyat...
Cemil'in Talihi- Hadi Gülümse Bulutlar Gitsin kısmından
Oradan ayrılıp eve doğru yürürken adımlarımın sesi bile beni ele veriyordu; içimde koşuşturan bir şey vardı çünkü, adı heyecan mı, korku mu, umut mu bilmiyorum. Sokak her zamankinden daha uzun, daha ışıklı geldi gözüme; çok önceden bildiği bir sırrı fısıldamak için fırsat kolluyordu sanki. Eve yaklaşırken fark ettim ki, dudaklarıma yerleşen hafif bir gülümseme yanağıma kadar çıkmış, kendi kendime küçük bir çocuk gibi utandım. Gülümser’in kokusu hâlâ üzerimdeydi sanki; saçlarının omzuma değdiği o kısacık an, içime gece boyunca sızacak bir ışıltı bırakmıştı. Akşam yemeğinde annemin söylediklerini, babamın homurtularını duymadım bile; kafam başka bir sofradaydı, başka bir masada, başka bir gülümsemenin karşısında. Başka bir masalın eşiğinde… Gece yatağa girince uyku bana değil de ben uykuya misafir gibi oldum; yeni yerimi yadırgadım dönüp durdum. Bir ara kalkıp pencereye gittim, sokağa baktım, rüzgârın uçurduğu bir naylon poşet bile romantik göründü gözüme. “Yarın,” dedim kendi kendime, sanki tarihe not düşer gibi, “yarın her şey başka olacak.” O an bir tedirginlik çöktü içime; iyi bir şeylerin başlaması insanı hep mutlu etmezmiş meğer, biraz da ürkütürmüş. Ama olsun, korkunun dili bile güzeldi o gece. İnsan bazı günleri yaşamadan önce hisseder ya; tıpkı bir rüyanın kendini daha başlamadan ele vermesi gibi. Ben de yarını, daha o geceden bütün hücrelerimle yaşamaya başlamıştım. Sözleştiğimiz saatten çok önce gittim istasyona. Sanki geç kalacak gibi. Heyecandan iki kez gittim çay bahçesinin yanındaki, içerisindeki koku ömür boyu biriktirdiğiniz romantizmi saniyeler içinde çürütebilecek olan kulübeden bozma tuvalete. Tuvaleti bekleyen gözlükleri şişe dipli amcaya gülümsedim. Gülümsemeyi unutmuş yüzünde bir ışık mı gördüm? Hadi artık neredesin? Saat tam on birde geldi. Köy
Devamı
Babaannem çok çekmişti hayattan. Bir yıl köyde kalmıştık onun hastalığında. Bir gün gözlerinde yaşlarla görmüştüm onu. Yanına gidip sarıldığımda, yüzüme vuran kokusu üzmüştü beni. Yılların ağırlığı, çektiği çileler vardı kokusunda. “Ağlama babaanne,” demiştim. Bir şeyler söylemişti, ne dediğini tam hatırlamıyorum ama bir cümlesi zihnimin bir köşesine çakılı kaldı: “Bir kadının doya doya güleceği bir günü olmalı evlat.” O günün ona nasip olup olmadığını hiç bilemedim. Gülümser’in kapısını çaldığımda kapıyla kalbim aynı tonda vuruyordu. Kapı açılacak mı, açılmayacak mı? Burası bir son mu, başlangıç mı? O yüzden burada mı bitirmeliyim söyleyeceklerimi? Kapı açıldı. Yüzünde o, kendine özgü -bir parça da bana ait olduğunu sandığım-gamzeli gülümsemesi vardı. Öylece seyredebilirdim onu. Ergenliğin delidolu cesaretine tam kapılmak istemiyordum ama kalbime kapılmak, evet… o başka bir işti. Birden sarıldım ona. Sıcacıktı, titrekti. Öylece durdu. Ne itti, ne şaşırdı. Sonra o da sarıldı bana. Sanki o anda, o kapının önünde, biz ikimiz dünyadan kopup başka bir yere ışınlanmışız gibi… Bir anlığına her şey sustu. Ben sustum, ev sustu, sokak sustu. Sadece kalp atışlarımız vardı. Sonra gözlerime baktı. Gözlerimdeki cümleyi okudu. Aynı cevabı verdi bakışıyla. İyice heyecanlanmıştım. “Yarına hazırlan,” dedim aceleyle, nefes nefese. “Seninle sinemaya gidelim. Sonra da dolaşırız.” Gülümsedi. Utangaç bir baharın ilk günü gibi. Ve ben o anda şunu anladım: Bazı hikâyelerin finali değildir vurucu olan. Bazen başlangıç bile sayılmayacak bir sahne… İnsanın bütün hayatını değiştirir.
Reklam