Yaşama tutunma konusunda inatçı olan batıl inançların, sofulukların, yobazlıkların, dogmaların, tüm bu hortlakların sis perdelerinin altında dişleri ve tırnakları vardır; onlarla göğüs göğüse mücadele etmek, hiç durmadan savaşmak gerekir; çünkü hayaletlerle sonsuza dek çatışmaya mahkûm olmak insanlığın bahtsızlıklarından biridir. Karanlığı yakasından yakalayıp yere sermek zor iştir.
Düşünceler ne devasa dalgalardır! Yok etmek ve boğmak görevini üstlendikleri her şeyi nasıl da çabuk kaplar, bir anda ne ürkütücü derinlikler yaratırlar!
Uygar toplumlar, özellikle yaşadığımız çağda, bir komutanın şansı ya da şanssızlığıyla yükselip alçalmazlar. İnsanlık üzerindeki ağırlıkları bir savaştan çok daha önemli şeylere bağlıdır. Onurları, Tanrı'ya şükür, saygınlıkları, ışıkları, dehâları; kahramanların, fatihlerin, bu şans oyunu meraklılarının savaşların tombalasında çekebilecekleri numaralar değildir. Kaybedilen savaş sıklıkla ilerlemeyi de beraberinde getirir. Zaferler azaldıkça özgürlükler artar.
Binlerce şeyi ilk ve son defaymışçasına görmekten daha melankolik, daha derin ne olabilir? Yolculuk etmek, her an yeniden doğmak ve ölmektir. Belki de zihninin en ücra köşesinde, bu durmadan değişen ufuklarla insan hayatı arasında yakınlaştırmalar yapıyordu. Hayatta bütün şeyler, önümüzden ebedi bir kaçış halindedirler. Karanlıklarla aydınlıklar iç içe girerler. Bir parlamadan sonra bir donuklaşma; bakılır, telaşlanılır, geçmekte olanı yakalamak için eller uzatılır; her olay bir yol dönemecidir ve bir de bakılır ki ihtiyarlık gelmiş çatmış. Bir sarsıntı duyulur, her şey kararır;