Ey koca insanlığın boğuluşu! insanların ve ruhların sonsuzlukta boğulmaları! Kanunların dışarı attıklarını yutan o engin denizler! Ey ruhların ölümü! Deniz, kanunun dışladıklarını attığı gaddar gecedir. Deniz bitimsiz sefalettir. Bu uçurumda kaybolan ruh, bir ceset haline gelir, onu tekrar kim diriltecek?
Ayrıca, toplum ona sadece acı çektirmişti. Toplumun ancak adalet dediği, incittiklerine gösterdiği öfkeli yüzünü görmüştü. İnsanlar ona sadece canını yakmak için dokunmuşlardı. Onlarla her ilişki, bir darbe olmuştu. Çocukluğundan başlayarak, annesinden, ablasından hiçbir zaman iyi bir söz, hayırsever, içten bir
bakışla karşılaşmamıştı. Acılar çeke çeke, usulca, hayatın bir savaş olduğu yargısına varmıştı. Bu savaşta kaybeden kendisiydi. Silah olarak sadece kini vardı. Bunu sürgünde bileyip keskinleştirmeye, giderken yanında götürmeye karar verdi.
İnsanın, toplumun üyelerini, bir durumda mantıksızlığına, bir diğer durumda acımasız mantığıyla karşı karşıya bırakma hakkı var mıydı? Düşmüş birini bir yoklukla, bir bolluk (işsizlik ve ceza fazlalığı) arasında hayat boyu tutma hakkı var mıydı? Toplumun, hele zenginliklerin bölüştürülmesinde, en şanssız olanlara
dolayısıyla, korunmaya da layık olanlara- böyle yapması gereğinden ağır değil miydi?
Şunu da belirtelim ki, lüksten nefret etmek aslında sanattan anlamamak gibidir. Fakat din adamlarının lüks içinde yaşaması yakışıksızdır. Çok zengin bir rahibin anlamı yoktur. Rahip demek fakirlere yakın biri demektir, herkesin rahatça erişeceği, bütün düşkünlere omuz verecek biri.