Felsefik bir o kadar trajik..
Miguel De Unanumo varoluşçuluk felsefisini hissettiren düşünür, yazar.
Kendisiyle ‘’Sis’’ kitabıyla tanışmıştım ve iyi ki tanışmışım diyorum. Farklı açılardan hayatta bakmamı sağladığını söyleyebilirim. Hayatımızda sürekli bir sis katmanın dolaştığını da düşünmediğim değil.
Kısaca Unanumo ve varoluşçuluk ilişkisinden bahsedecek olursam sevgili okuyucu. Şunu söyleyebilirim ; Anlam için akıl hiç bir zaman sana rehber olmayacaktır. Unanumo’ya göre yaşamı anlamlandırmanın yolu akıldan değil, o hayatı yaşamaktan geçtiğini savunmaktadır. Unanumo hayatı belirsizliklerle dolu bir sis yapısına benzetmektedir. Hayat bu belirsizliklerden anlamının bu noktada ortaya çıktığını ifade etmektedir.
Sis kitabı ana karakterimiz olan Augusto Perez annesinin otoritesi altında yaşamını sürdürmüştür. Fakat annesinin ölümünden sonra kitap boyunca da göreceğiniz üzere bir rehbersiz, rastlantılar üzerine hayatını devam ettiren Augusto kendi varoluşunu bulma serüvenini anlatmaktadır.
Augusto annesi gibi bir kadının hayatında olmasına inanmıştır. ilk başlarda annesi gibi otoriter onu kontrol edecek ve tamamlayacak bir kadın figürü aramaktadır. Augusto bu belirsizlikler içinde olmasını sisler içinde yolu bulmaya benzetmektedir. Augusto’nun varoluşsal anlamı arayışı sırasında sokaktan geçen Eugenia adlı bir hanımefendiye rastladığı sırada bir anda gözlerine aşık olduğunu düşünür ve takip eder. Olaylar bu şekilde devam etmektedir. Son olarak kitapta Unanumo’nun kendisini kurgu karakter olarak olaylara dahil etmesi romanı başka bir boyuta atmaktadır. Romanın zirvesi olduğu düşündüğüm bölümdür.
Kitapta çevre ve kişi betimlemelerine yer verilmemiştir. Bu yüzden akıcı bir şekilde okunmaktadır. Daha fazla olayları anlatıp siz değerli okuyucuları kitabın heyecanından
Yaşamımızın bu akıntısı altında, onun içinde, ters yönde akan başka bir akıntı var; burada dünden yarına gidiyoruz, orada yarından düne gidiliyor. Bir anda hem örülüyor hem çözülüyor.
Herhangi bir hastalığa yakalanılacağına inanıp pireyi bile deve yapacak türünden aşırı kaygı yaşamak ve hastalık kapmaktan son derece korkan insanlar hastalık hastası olmasının en belirgin özelliğidir. Moliere’nin tiyatrosunda bunu bize Argan karakteri üzerinde gayet güzel hissettirdiğini düşünüyorum. Hastalık hastası olan Argan karakterimiz şikayetlerine sürekli gerekçeler arayarak kendi çevresindekilerine hasta olduğunu ikna etmeyi çalışmaktadır. Bu durumda hekimlerin tabiri caizse işine gelmektedir.
Moliere’nin yaşadığı döneme göre tıp biliminin durumu içler acısı bir vaziyetteymiş. Hekimler Latince dilde hastalık ismi söyleyip hastayı kandırmaya, para kazanmak uğruna uzunca reçeteler yazmayı ve başvurdukları tedavi yöntemlerinden bir kaçının hastanın ölümüne bile sebebiyet vermekte olduğunu Moliere alaylı bir dille aktarmıştır.
Tıp eğitiminin verilmesini şu şekilde aktarmıştır sevgili Moliere :
’’…Övünmek gibi olmasın ama kendisi tıp eğitimi görüyor ve okuldaki bütün münazaralarda onun kadar gürültü koparan başka bir hekim adayı daha yok’’ (S.61). Kitaptaki dipnot ile desteleyecek olursak tıp eğitiminin halka açık münazaralardan ibaret olduğu aktarılmıştır.
Argan karakterinin kızının evliliğinin bir hekimle yapmak istemesi, eşiyle olan ilişkisi dönemin sorunlarını trajikomik bir şekilde aktarmıştır.
Keyifli okumalar dilerim...