Bir yara kendi kendine düzelmediğinde, iki şeyden biri olacaktır:
Ya açık kalır ya da daha yaygın olarak yerini kalın bir yara
dokusu tabakasına bırakır. Açık bir yara olarak, devam eden bir
acı kaynağıdır ve en ufak bir uyaranla bile tekrar tekrar incinebileceğimiz
bir yerdir. Bizi her zaman tetikte olmaya zorlar -her an
yaralarımızın bakımını yaparız- ve tekrar yaralanma kaygısıyla
esnek ve güvenle hareket etme kapasitemizi sınırlar.
İster ham yara ister yara izi olsun, çözülmemiş travma, hem fiziksel
hem de psikolojik olarak benliğin kısıtlanmasıdır. Doğuştan
gelen kapasitemizi sınırlar; dünyayı ve diğer insanları görüş şeklimizin
kalıcı bir şekilde bozulmasına neden olur. Travma, üstesinden
gelene kadar bizi geçmişe hapseder, şimdiki anın zenginliklerini
bizden çalar, kim olabileceğimizi sınırlar. Bizi ruhun incinmiş
ve istenmeyen kısımlarını bashrmaya zorlayarak benliği parçalara
ayırır. Görülene ve kabul edilene kadar büyümenin önünde de bir
engeldir.