Kalplerimizde bazı illetler vardır ki vücudun tamamıyla dokusuna girdikten sonra keşfolunamayan gizli hastalıklara mahsus bir nüfuz hıyanetiyle kendisini göstermeden,tahriplerini haber vermeden içten bir yangın dumansızlığıyla yanar,yanar;bu bir ateştir ki mahiyetini bilmeyiz,vücudundan haber alamayız;o yavaş yavaş,vazifesinden emin,devam eder;nihayet bir gün birdenbire ,bir hiç,bir dakikalık bir anlayış bize gösterir ki kalbimizde bir yangın var. Nedir? Nereden tevellüt etmiştir? Bu yangın nasıl serseri bir rüzgarın kanatlarıyla düşerek orasını tutuşturmuştur? Bilmeyiz
Kapitalizmle demokrasinin nihayetinde uyumsuz olduğu kuralının verdiği acı,neredeyse her demokraside hissedilmekteyken halkın demokratik olarak kendi kendini yönetmesindeki eşitlikçi ruhun “varlıklı sınıfların çıkarına çalışan bir hükümetin çıplaklığını örtmek için bir yaprak” işlevi gören boş bir lafa indirgendiğini bir dönemden bir kez daha geçiyoruz gibi görünüyor.
Demokrasi,insanların ve biyosferlerinin içinde eşit temeller edindiği,seçilmiş ve seçilmemiş temsili kurumlar aracılığıyla,gücü kamuoyuna karşı sorumlu kılan yeni bir yaşam biçimi anlamına gelecek şekilde yeniden tanımlanır.
Türkiye devlet-merkezli siyasal hayat deneyimi yaşarken var olan demokrasi tökezlemiş; parti-merkezli siyasal hayat deneyimi yaşarken var olan demokrasi ise çökmenin eşiğine gelmiştir.
Egemenlik, kolektif şuuru belli bir düzeye ulaşıncaya kadar halka ait olamazdı. Halk tarafından biçimlendirildiği şekliyle milli irade,halkın medenileştiği oranda ortaya çıkabilecekti.