Onur

Onur
“Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
Çuvaş etnik adı 16. yüzyıl itibarıyla kaynaklarda kayıt altına alınmaya başlanır. Ancak Oleariy'de de tanıklandığı üzere Çuvaşların, tarihî kaynaklarda bölgedeki diğer halklarla özellikle de Tatarlarla karıştırıldığı görülmektedir. Söz konusu yanlışlık 16, 17 hatta 18. yüzyıla ait Rus belgelerinde tanıklanmaktadır. Benzer bir durumu, Çarlık Rusyası topraklarında araştırma gezilerinde bulunan bilim adamları ve gezginlerin eserleri ile bilimsel notlarında da görmek mümkündür.
Sinan Güzel, Çuvaşların Kökeni·Kitabı okuyor
1000 Kitap
Reklam
Ogur kavimlerinin yaşadıkları topraklardaki başka Türk toplulukları ile bir araya gelerek 5. yüzyılda Bulgar adı altında birleştikleri, Ogur ve Hun kitlelerinin bir araya gelmesi ile oluşan bu yeni konfederasyonun Bizans kaynaklarında ilk kez Bulgar adı ile 482 yılında anıldığı bilinir.15 Aslında Bulgarlar hakkında en eski kayıt, MS 3. yüzyılda yaşayan Suriyeli Mar-Abas Katinu'ya aittir. Bu da kabaca 11-12. yüzyıl boyunca kaynaklarda anılan bir Bulgar etnonimine işaret eder. İşin ilginç tarafı söz konusu yüzyıllar boyunca Çuvaş adlandırması bir kez bile tarihî kaynaklarda ve kroniklerde kayıt altına alınmaz. Öyle ki 6. yüzyılda Jordanes tarafından Latince kaleme alınan De origine actibusque Getarum'da bugün Çuvaşlarla aynı bölgede iç içe yaşayan Mari ve Mordvinler hakkında bilgi verilmesine karşın Çuvaşlar anılmaz. Aynı şekilde Hazar Kağanı Yusuf, 10. yüzyılda Endülüslü Hasday bin Şaprut'a gönderdiği mektubunda kendisine tâbi halklar arasında Burtas, Bulgar, Suvar, Erza ve Çeremiş (Mari) gibi halkları sayarken Çuvaş adını taşıyan bir halktan söz etmez. Yine İbni Fadlan, Makdisî, İstahrî, Yakut el-Hamevî gibi Ortaçağ tarihçileri de doğrıdan Çuvaş adını anmazlar. Çuvaşlar 15. yüzyıl sonuna kadarki tarihi kaynaklarda çoğunlukla İdil Bulgarları kısmen de Dağ Çeremişleri (Mari) ve Çeremiş Tatarları; 14. yüzyıla kadar ise anıldığı üzere Bulgar ve Suvar (Suvaz) olarak adlandırılırlar.
Sinan Güzel, Çuvaşların Kökeni·Kitabı okuyor
Alıntı
Çağatay Türkçesi
Çağatay Türkçesi döneminde ilk hecede yaygın bir e > i değişmesi vardır (men - min, kel- ~ kil-). Birkaç kelimede p > f değişmesini göre-biliriz (toprak > tofrak, yaprak > yafrak). Önceki dönemlerdeki diş arası ḍ sesi y olmuştur (ked- > kiy-, adak > ayak). -AgU ses grubu -Av olmuştur (küdegü > küyev "güvey", biregü > birev). Birden çok heceli kelimelerin sonundaki ince ve kalın g'ler tonsuzlaşıp k olmuştur (ulug > uluk, ölüg > ölük). Aslında Batı Türkçesinde yaygın gördüğümüz t- > d- değişmesini Çağataycada birkaç örnekte görmek mümkündür (takı > dagı "dahi, ve” ti-> di-, teg > dik "gibi"
Türk Dili Ağacı: Çağdaş Türk Lehçeleri Sınıflandırması, M. Fatih Kirişçioğlu·Kitabı okuyor
1000Kitap
Köktürk-Uygur
Tarihi süreç içinde 13. Asırda şekillenen Batı Türkçesi dışındaki lehçelerde kelime başındaki t- ve k- sesleri korunmuştur (tiş, keldim). Köktürkçedeki ń (ny) Manici Uygur metinlerde n, Burkancı Uygur metinlerde y'dir (Köktürkçe ańıg > Uygurca anıg/ayıg "kötü; Köktürkçe koń > Uygurca kon/koy "koyun"). Köktürkçedeki kelime içi ve kelime sonu b sesleri, Uygur metinlerinde genellikle çift dudak v'si (w) olmuştur (ebir- > ewir- "çe-virmek"; eb > ew, sub > suw). Önceki dönemlerde i olan bazı kelimelerdeki ilk hece ünlüsü kapalı e'ye (ė) dönmüştür: bir- ~ bėr- "vermek", ti- ~ tė- "demek").
Türk Dili Ağacı: Çağdaş Türk Lehçeleri Sınıflandırması, M. Fatih Kirişçioğlu·Kitabı okuyor
1000Kitap
Transavrasya
Martine Robbeets ve Savelyev, Türkçenin de dahil olduğu Transavrasya (Makro-Altay) dilleri tezinin savunucularındandır. Robbeets ve Savelyev kitaplarının tanıtım yazısında tezleriyle ilgili özet olarak şunları belirtmektedirler: "Transavrasya" terimi, doğuda Pasifik'ten batıda Akdeniz'e uzanan coğrafi olarak komşu büyük bir dil grubunu ifade eder. Bu diller önemli ölçüde dilbilimsel özellikler paylaşır. Bu grup Japonca, Korece, Tunguzca, Moğolca ve Türkçeden oluşan beş dil ailesini içerir. Japon ve Türk dil ailelerinin yanı sıra Moğol, Korece ve Tunguzik dil aileleri de Transavrasya dil grubuna dahildir. Bu diller birlikte, batıda İstanbul'dan doğuda Tokyo'ya kadar uzanan çok geniş ve uzun bir kara şeridinde konuşulmaktadır (Robbeets & Savelyev 2020: 780-783); ancak araştırmacılar arasında, bu dillerin soybilimsel olarak "Altay" ailesi bağlamında ilişkili olup olmadığı konusunda anlaşmazlık vardır. Robbeets ve Savelyev, Transavrasya dillerinin tarih öncesi dönemde (MÖ 6200-5400) Avrasya'da yayılmaya başladığını varsayar. Robbeets, bu dillerin İç Moğolistan (Çin) ve Mançurya'dan (Rusya, Çin) kaynaklandığına ve tarımın artan şekilde uygulanmaya başlamasıyla birlikte kıtaya yayılmaya başladığını ileri sürmektedir. Buna göre, avcı-toplayıcıların tarım toplumuna evrilmesi ve nüfuslarının artması daha geniş bölgelere yayılmalarına yol açmıştır. Süreç, dünyanın diğer coğrafyalarında da benzer şekilde gerçekleşmiştir. Araştırmacılar savlarını desteklemek amacıyla genetik, arkeoloji, dilbilim "üçgenleme/nirengi" (İng. Triangulation) adı verilen bir yöntemde birleştirmektedir. Yine çok yakın bir tarihte yayımlanan makalelerinde Yurayong ve Szeto dilbilimsel ve tarihsel kanıtların birleşiminden hareket ederek Japon ve Kore dillerinin yoğun dil temasları yoluyla, sırasıyla MÖ 1.
Süer Eker, Altay Dilleri Sorunsalında Japonca ve Talat Tekin·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam