Martine Robbeets ve Savelyev, Türkçenin de dahil olduğu Transavrasya (Makro-Altay) dilleri tezinin savunucularındandır. Robbeets ve Savelyev kitaplarının tanıtım yazısında tezleriyle ilgili özet olarak şunları belirtmektedirler: "Transavrasya" terimi, doğuda Pasifik'ten batıda Akdeniz'e uzanan coğrafi olarak komşu büyük bir dil grubunu ifade eder. Bu diller önemli ölçüde dilbilimsel özellikler paylaşır. Bu grup Japonca, Korece, Tunguzca, Moğolca ve Türkçeden oluşan beş dil ailesini içerir. Japon ve Türk dil ailelerinin yanı sıra Moğol, Korece ve Tunguzik dil aileleri de Transavrasya dil grubuna dahildir. Bu diller birlikte, batıda İstanbul'dan doğuda Tokyo'ya kadar uzanan çok geniş ve uzun bir kara şeridinde konuşulmaktadır (Robbeets & Savelyev 2020: 780-783); ancak araştırmacılar arasında, bu dillerin soybilimsel olarak "Altay" ailesi bağlamında ilişkili olup olmadığı konusunda anlaşmazlık vardır.
Robbeets ve Savelyev, Transavrasya dillerinin tarih öncesi dönemde (MÖ 6200-5400) Avrasya'da yayılmaya başladığını varsayar. Robbeets, bu dillerin İç Moğolistan (Çin) ve Mançurya'dan (Rusya, Çin) kaynaklandığına ve tarımın artan şekilde uygulanmaya başlamasıyla birlikte kıtaya yayılmaya başladığını ileri sürmektedir. Buna göre, avcı-toplayıcıların tarım toplumuna evrilmesi ve nüfuslarının artması daha geniş bölgelere yayılmalarına yol açmıştır. Süreç, dünyanın diğer coğrafyalarında da benzer şekilde gerçekleşmiştir. Araştırmacılar savlarını desteklemek amacıyla genetik, arkeoloji, dilbilim "üçgenleme/nirengi" (İng. Triangulation) adı verilen bir yöntemde birleştirmektedir. Yine çok yakın bir tarihte yayımlanan makalelerinde Yurayong ve Szeto dilbilimsel ve tarihsel kanıtların birleşiminden hareket ederek Japon ve Kore dillerinin yoğun dil temasları yoluyla, sırasıyla MÖ 1.