Yabancı kitabını okudum, olayları çok iyi anladım ama nereye varmak istediğini anlamadım. Kitap gayet akıcı ve etkileyici bir dille yazılmış ve çevirisi de ayrı bir güzeldi. Alber Camus'un ilk okuduğum kitabı bu oldu. Kitabın adı ile içeriği aslında o kadar özleştirilmişki. Ama bu betimlemeleri anlamak için okuyup 5 dkka ara verip ne anlatmak istediğini düşünüp sonra devam etmek gerekiyor. Olayı baştan sona anlatmam gerekirse Bir adamımız var. Adı M'li bir şey. Mersault herhalde. Annesinin ölüm haberini alıyor cenazeye gidiyor. Eve dönüyor. Komşularıyla vakit geçiriyor. Sevgili yapıyor. Ama ne önemi var ki yani sevgilinin veya komşunun. Annesi de ölmüştü ne olacaktı yani öldüyse sessiz kalmayı tercih ediyordu. Hatta annesini son kez görmeyi bile reddetmiştir. Papazı da. Sevgilisiyle birlikte yani ona öyle ad takılmıştı sadece sevgili veya değil ne fark eder. Sevgilisile birlikte gezmeye gidiyor. Fransa'ya mı nereye, farketmez zaten denizli bir yere gidiyor işte. Plaja. Takılıyor. Sonra bir Arap görüyor ve onu öldürüyor. Neden mi? Bence bunu Mersault bile bilmiyor. Avare işte. Sonra hapishane. Gerisi spoiler. Kitabın son 50 sayfası Bir İdam Mahkmunun Son Günü ile neredeyse aynı. Hatta dedim ki o kitabın başka bir versiyonu mu acaba dedim. Her neyse. Bu kadar. Fazlası yok. Bunun felsefik düşüncesi ise. Yani oturup o felsefeyi sizin yapmanız gerek kitap bunu yapmıyor çünkü. Uyuşuk Mersault'un da felsefeye ihtiyacı yok zaten çünkü vakti yok buna. Evet. Yabancı tek kelime ile anlatmam gerekirse "okunur". Ve zamanı veya kişisi, konusu farketmez. Açıp okuyun işte bir ara. 9/10