Bana bir öykü göster deseler kesinlikle ilk olarak Ateş Yakmak'ı gösterirdim. Bu kitap öyküler arasında en çok sevdiğim öykülerden biri oldu. Anlatımı sadeliği ve olayın içinde olma hissi bana öyküyü okurken haz veriyor. Ateşi yakmak veya yakamamak. Ateşi yakarsan devam edersin; yakamazsan yakamazsın. Bu kitabın içinde 3 öykü bulunuyor. Ateş Yakmak 1908 versiyonu, Ateş Yakmak 1902 versiyonu ve Yaşama Azmi üç öyküde de hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor. Öncelikle Ateş Yakmak hakkında konuşacağım. İki farklı versiyonu olan bu öykü 1902 versiyonunda daha yalın daha betimlemeli ve daha sade anlatılmış. Yer adları daha dikkatle gösterilmiş eylemler doğrudan anlatılmış ve geniş bir özet tarzıydı. Daha sonra Jack London'ın 1908'de tekrar yazdığı bu öykü daha edebi, daha felsefik ve daha okunası bir hale modifiye edilmiştir. Karakterimizin bir yerden bir yere -60 derecede seyahat ederken başından geçen olayları anlatıyor. Ve oturduğum yerde ellerimi ayaklarımı hissettiğim için şükredecek hale getirecek kadar soğuğu içinizde hissettiriyor kitap. 1902 versiyonunda yaşayan 1908 versiyonunda ölen bu adam, kendine fazla güvenip kuzeyde tek başına yolculuk yapmaya çıkmıştır ve sonuçlarına fena halde katlanmıştır. Bir kurt ile seyahat eden karakterimiz donma derecesine gelip ateş yakması zorunlu hale gelmiştir. Ama ellerini ve ayaklarını hissetmiyordur. Ateşi yakabilecek mi? Hayatı tamamen buna bağlı. Yakar veya yakamaz. Yakamıyor sonuç olarak ve adam hayatı boyunca ders çıkaracağı bir şey öğreniyor asla tek başına kuzeyde yola çıkma, tabi hayatının geri kalanı olursa. İkinci öykü Yaşama Azmi. Burda da bir hayatta kalma hikayesi okuyoruz. Karakterimiz açlıkla mücadele ediyor ve canlı bir şekilde yavru tavukları yani civcivleri yiyecek hale geliyor. Gerisini anlatmama pek gerek yok