İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemek. (...) Yoksa... Korkmalı insanların bu tarafından. Aşağı görmemeli insanları.
-SPOILER İÇERMEKTEDİR!-
Eseri bitirdiğimde, boğazım düğüm düğüm oldu, yutkunamadım. Gözlerim doldu, ağlayamadım. Bağırmak, kızmak istedim, sesim çıkmadı. Eser oldukça sürükleyiciydi. Emir ve Hasanla birlikte gezdim sanki. Afganistan tarihini ve etnik yapısını biraz araştırdıktan sonra olaylar kafamda tam anlamıyla oturdu.
İncelememe ilk olarak Hazaralarla başlamak istiyorum. Hazaralar, bugün Afganistan nüfusunun %9'unu oluşturuyor. Çoğunlukla Şii inancına sahipler. Hazaraların kendi kültürlerini yaşamaları ve anlatmaları yasaklanmış.Tarih boyunca savaşlara, katliamlara ve soykırımlara maruz kalmışlar. Peştun halkı tarafından hep küçük görülmüş, aşağılanmışlar. Kısacası Afganistan toplumunda değersizleştirilip ötekileştirilmişler. XIX. yüzyılın sonlarına doğru Afgan yönetiminin, azınlıkları sünnileştirip, peştunlaştırma düşüncesinin ağırlık kazanması sonucu, Hazaralar şiddetli bir baskı ve zulüm dönemi yaşamış, pek çoğu Pakistan ve İran’a gitmek zorunda kalmış.
2. aşamada eserde geçtiği kadarıyla Afganistan'ın tarihinden bahsetmek istiyorum. 1933 yılında Zahir Şah'ın kral olmasıyla birlikte Afganistan 40 yıl boyunca monarşiyle yönetilmiş. General Muhammed Davud, 17 Temmuz 1973 yılında Zahir Şah'a darbe yaparak Cumhuriyeti ilan etmiş. Eserdeki olaylar da tam bu tarihten sonra başlıyor. 1996 yılında Taliban Kabil'de denetimi ele geçirmiş. Taliban kadınları çalışma hayatından men ederken şeriat cezalarını da uygulamaya başlamış.1999 yılında Birleşmiş Milletler Usame Bin Ladin'i yargılanması için teslim etmeye yanaşmayan Afganistan'a mali yaptırım ve hava ambargosu uygulamaya başlamış. İlerleyen yıllarda da ek yaptırımlar getirilmiş. Ve o yıkım günü. 11 Eylül 2001. Amerikan Hava Yollarına ait uçaklar Dünya Ticaret Merkezi kulelerine çarpıyor. FBI'ın çalışmalarına göre