Üniversitedeki bazı hocalar hiçbir keşfin olmadığı ama eski kıymetli keşiflerin üzerine yılmadan bıkmadan sıkılmadan hiç üstüne koydukları şeyin sahibine bakmadan adeta kıymetli bir mobilyanın üzerine pat diye oturur gibi üç günde üç ayda üç senede hükmünü koyan, sadece bu hükmü koymak için yaşayan okula gelen talebelerden fevkalade yılgın ve tahammülsüz, dinlememeyi ve hor görmeyi kendilerinden memnuniyet duyarak olmasa da elbise olarak giyinmiş, baston olarak tutmuşlardı. Kant'ı, Comte'u, Desartes'ı, Lewis'i, Durkheim'i.... talebeden korumaktan bostan bekçisine dönmüşler, hiddet ve asabiyet, azaları olmuştu. Bazıları bu yeni azalar sebebiyle başka bir canlıya döndüğünü de hissediyor, daha inceleri kendilerine bakıp rahatsızlık duydukları öğrencilerin rahatsızlık duyulacak hocalarına döndüklerini görüyor, buna da kırılıp öfkeleniyorlardı. İlim yuvası diye bir şey anlaşılan yoktu, sadece nifak yuvası olmadığı gibi. İnsanın yuvası yoktu. İnsan için oradan oraya uçmak gitmek vardı.
Onu gören hemen, "Maşallah bak evlilik yaramış havailiğin gitmiş demek ki kocan iyi," diyor. Tevhide bu giden havailiği elinden, omzundan uçan bir kuş gibi havaya, uzağa bakarak arıyor, özlüyordu. Birkaç günlüğüne gelen ana babasını misafir etmek ve onlara evini hayatını göstermek zorunda kaldığında kimsenin bu dar ve şekilsiz odaları yadırgamadığını, annesinin, onu tencerenin önünde yabancılamadığını, babasının onun bir adamla bir evde oluşunu görmezden gelir gibi davrandığını hayretle görüyordu. Bir mevcuda kendi başını koymuş bu suretle tanınır ayırt edilir olmuştu sanki.
Kendim mücerred olduğum için bekarlık nedir bilirim, iyisi kötüsü ile. İyi, insana zaten yaklaşmaz ama mesele insanın da kötüyü kendine yaklaştırmamasında, ama öyle olmaz. Bu kadarcık bir hüneri bile yoktur insanın. O yüzden ben evlensin de dünya derdinin bildik şekli ile kendini o kabın içinde bir muska gibi sarsın istedim. Bildik derdi bulamayan dert aramaya çıkar çünkü eh bu kadarı öğrendim. Biliyorsunuz hemşerimdir, gariptir, anasız babasız ama insan evladıdır Allah için. Bilirsiniz ki uzlet ehli buluşur, uzlet ehli bilişir. Ben evlendirdim, hatta kızı da ben istedim, olmasam vermeyeceklerdi, ah keşke vermeyelerdi. İnsan işte alıyorum zannederken aslen hep verir. Üteyim derken ütülür. Düşüreyim derken düşer, ila ahir hep böyledir. Hasılı biz de düştük. Hem de İonya sütununun üstüne düştük. Taş gibi bir şeye düştük. Şekil vereceğiz ne olsa hamurcu, fırıncıyız derken, ağdarırız döndeririz derken daha haftanın içinde merdaneyi de fırını da oklavayı da elin elinde gördük, baktık ki un bizim üzerimize serpiliyor,
Yoo sen evlen, ne olur ne olmaz, bence evlen. Zaten çok yalnız ve başsız kalmışsın, bunu tüm hayatına yayamayabilirsin, bir yavanlığın olacak elbet ama nasıl olsa ilim ve sanat adamı değilsin, evlenmek seni sakat ve yarım bırakmaz, hatta kızı sakatlama ihtimalin daha fazla, sen evlen, evlen,