Bahtiyar olmak için bedbaht olmaya ihtiyacı var. Her insan böyledir. Fakat Mefharet gibi galeyanlı tiplerde bu daha açıktır: "Başının belasını arıyor," der halk. Her insan arar bunu. Farkında değildir. Sanatkârlar hissederler. Fuzulî'yi hatırlayın: "Yani ki çok belâlara kıl müptelâ beni." Hamid de Makber'in önsözünde "Kederimin artması için sevinmek isterim," der. Aynı şeydir: sevincinin artması için kedere ihtiyacı var demektir.
Bu misallerden bir netice çıkaralım mı? Yalancılığa da, doğruculuğu da tahammül etmeyen bir dünyadayız. Sırasına göre yalanla doğruyu kombine eden bir cemiyet ve ruh yapımız var. İnsan realitesi tezatlıdır. Sen şimdi bunu anlamazsın. Bazen hakikat vahşidir, insanların arasına salıvermeye gelmez. Fakat o hakikatlere tasma takmak dururken yerlerine yalanları sürmek, neticeleri bakımından, daha tehlikelidir. Emin ol buna. Belki henüz kavrayamıyorsun, "Yaşamalıyım ki anlayayım," diyeceksin... Bunu anlayacak kadar yaşadın. Geçmişi düşünmek kâfi. Zihnini yor biraz...
İyi düşün: Çırpınmak ve çabalamak batmaktır; haykırmak boğulmaktır; sakin ol. Kendini bırak. Emin ol. Baymayacağına, selamete çıkacağına emin ol. Bak, şimdi ne kadar düzeldi. Yine göz önüne getir. Bulutsuz, masmavi, sakin bir gökyüzü. Tehlike geçti.