Birdenbire sanki ateşi yükselmiş gibi haykırdı: "Fransız aklı derler. Yelen. Biz her zaman böyleydik. Niçin fransız aklına iftira ediyorlar. Bu yalnızca rus tembelliğidir. Bizim utanç verici düşünce üretme yeteneksizliğimiz ve aşağılık asalaklığımızdır. Ce sont tout simplement des paresslux(bu sadece tembellik). Fransızların hiçbir günahı yok bu işte. İnsanlığın selâmete çıkması için, Rusların, zararlı asalaklar gibi kökünün kazınması gerekir. Özlediğimiz bu değildi bizim. Hiç ilgisi yoktu bununla. Hiçbir şey anlamıyorum. Anlayışım durdu...
Kim bilir kaç kişinin yatmış olduğu bu şiltenin kokusu beni bir türlü uyutmuyordu. Evet, bu, o zamanki Türkiye'nin o insan sınıfının kokusuydu. Yüzyıllar süren zulüm, sessiz meşakkat onların vücuduna bu kokuyu vermişti. O zaman bazı genç yazarların, halkın hayatı diye, halk psikolojisine dair yazdıkları yazıları düşünerek gülümsedim. İnsan, o günün, o tabakasını anlamak için mutlaka bu kokuyu koklamış olması lâzımdı. Evet, bu, zulmin ve zulme karşı duyulan büyük ögkenin kokusuydu.