Yeni bir şeyler daha öğrenmişti. Su canlı değildi ama hareket ediyordu. Toprak gibi, yer gibi sağlam görünüyordu ama hareket ediyordu. Demek cisimler her zaman göründükleri gibi olmuyordu. Bilmediği her şeye karşı duyduğu korku gerçekte güvensizlikten ileri geliyordu. Şimdi bunu kendi denemeleriyle daha iyi anlıyordu. Hiçbir şeyi göründüğü biçimiyle kabul edip ona kanmamak gerekiyordu demek. Herhangi bir şeye güvenebilmek için onu iyice tanımalı ve bilmeliydi.
“İyilik yap, kemlik gör böylesinden. Hiç şaşmaz bildiklerinden, yaptıklarından hiç utanmaz. Böyle gerekliymiş sanki... Haklı imiş, kendini daima haklı sanıyor. O rahat etsin de başkaları ona vız gelir. Herkes ona hizmet etmeli sadece, istemiyorsan da zorla ettirir. İyi ki böyle bir dağbaşında, ormanda oturuyor, hükmettiği insanlar bir ikiyi geçmez. Ya daha yüksek bir memuriyeti olsa? Aman Allah’ım, sen bizleri koru... Böyleleri yaşar işte tahtakurusu gibi... Soyları sopları kesilmez. Daima istediklerini koparır. Kaçamazsın, saklanamazsın böylelerinden. Her yerde karşına çıkar, her yerde, yerin dibinde bulur seni, meydana çıkarır. Ve rahat yaşamak için, canını çıkarır senin... Tek o rahat etsin diye... Ve daima da haklı çıkar üstelik... Evet, tükenmez böylesi bir türlü...”