Ayrıca Camilla geldi, Volsk soyundan cenkçi kız
süvari bölüğünün başında, çiçeğe durmuş
tunç alayı gibi pırıl pırıl! Kadın elleri
alışmamış hiç örekesine Minerva'nın
ne de sepetine. Bu kız katlanmak için sert
dövüşe, koşarak yelleri geçmek için yaratılmış.
Uçsa orak değmemiş ekinin bile üstünde,
ayakları hiç incitmezdi narin başakları;
ya da enginlerde kabaran dalgaların üstünde
yol alsa, ıslanmazdı tez tabanları bu kızın.
Her evden, her ovadan koşar gelir bütün gençler
onu seyretmeye, hayrandır ona birçok ana;
doyamazdı kimse yürüyüşüne uzaktan bakmaya,
omuzlarını örten o eşsiz erguvan rengi şala,
o gür saçlarını toplayan altından iğneye,
Lycia örneği sadağına, ucuna demir geçmiş
şu kırlarda yetişmiş mersin dalından mızrağa.
Meşum kız kardeşlerin diyarında kalıyorum,
elimde getirdiğim, savaşla ölüm...
Böyle dedi, çıraları fırlattı genç adama,
kara isler saçarak yanan çıraları saldı
yüreğine. Büyük bir korku içinde sıçradı
Turnus uykudan. Bir ter boşandı kemiklerine,
organlarına, yayıldı birden tüm bedenine;
çılgın gibi aradı silahlarını titreyerek
başucunda, aradı baştan aşağı tüm evde.
Silah aşkı, cani savaş deliliği ve öfke
kudurdu bağrında! Nasıl gürül gürül yanarsa
odunlar tunç kazanın iki yanında, alevler
dört bir yana nasıl yayılırsa; başlarsa sular
sıçrayarak kaynamaya, sonra buharlaşarak
kabarırsa köpük köpük; dalgalar tutamazsa
kendini artık, yoğun buhar yükselirse göğe,
tıpkı öyleydi.
Tanrılar kanından doğmuş
Anchises oğlu, Troialı Aeneas! İnmek kolay
Avernus'a, gece gündüz açıktır kapısı Dis'in.
Ama geri dönmek, açık havaya, üste çıkmak,
işte sorun burada, burada çile!