Güvenim kalmadı hiçbir şeye.
Kıyılarımıza vurduğunda, yok yoksulken, ben
onu yurduma aldım, krallığımın bir kısmına
yerleştirdim; ah, ne çılgınmışım! Donanmasını,
yoldaşlarını kurtardım ölümlerden. Ne yazık!
Öfkeler sardı beni, sürükleyip götürüyor;
şimdi de yok rahip Apollon, yok Libya kehaneti,
yok İuppiter, tanrı habercisini yeller arasından
yollamış da, o korkunç haberler getirmiş de...
Gökteki tanrılara ne kadar da yakışır bu,
kaçırırlar zahir bu dertlerle huzurlarını.
Yok, hayır, tutmuyorum seni, verecek yanıtım yok.
Var git sen izle İtalya'nı yellerin önünde!
Dalgalar arasında krallık ara kendine!
Adil uluların gücü varsa eğer, umarım,
kayaların arasında, işkenceler içinde
kıvranırsın "Dido!" diye adımı bağıra bağıra!
Sen uzaktayken, meşum ateşlerle peşindeyim,
soğuk ölüm alınca da ruhumu bedenimden,
hayal olup nereye gidersen git, orada olacağım.
Cezanı çekeceksin hain! Çektiğin de bana
malum olacak; yeraltında Manların kaldığı
girdaplarda, bana kadar ulaşacak haberin!"
Böyle dedi, susuverdi yarıda; yorgun, bitkin,
kaçtı ışıktan, süzüldü gitti sözler önünden;
çekildi, bıraktı onu öylece korku içinde:
Dilinin ucundayken birçok söz, söylemeye
hazırlanıyorken donup kalmıştı!
Hizmetçiler kaldırdı bayılan kraliçeyi,
götürdüler mermer odaya, yatırdılar yatağa.