Martin:
-Şöhret için değil, aşk için, diye güldü. Senin dünyanda aşka yer olmadığı anlaşılıyor; benimkindeyse güzellik, aşkın hizmetçisidir.
Brissenden ona hem acıyarak, hem de hayran hayran baktı.
-Çok gençsin sen, Martin yavrum, çok gençsin. Yükseklere kanat açacaksın, ama senin kanatların en ince tülden yapılmış ve en güzel renklerle bezenmiş. Sakın yakma onları. Ama sen, çoktan yaktın tabii. Şu "Aşk Şiirleri"nin bir şeyler ifade etmesi için yüceltecek bir kadın lazımdı.
Martin gülerek:
-O şiirler hem aşkı, hem de kadını yüceltecek dedi.
Brissenden cevaben:
-Delilik felsefesi, dedi. Afyon çekip, hayal kurduğum zamanlar, kendi kendimi buna inandırmıştım. Ama gözünü aç. Bu burjuva şehirleri seni öldürecek. Seninle tanıştığım o hainler inine bak. Kuru bir kokuşma kelimesi bile ad olamaz orası için. İnsan öyle bir ortamda aklını koruyamaz. Aşağılık bir yer orası. Orada kadın, erkek, aşağılık olmayan tek kişi yok, hepsi de midyelerinki kadar yüksek entelektüel ve artistik günülerin idare ettiği birer neşeli mideden ibaret...
Aniden durdu ve Martin'e baktı. Sonra, şimşek gibi bir sezişle durumu kavradı. Yüzü bir anda hayretle dehşet karışımı bir ifade aldı.
-Sen de tuttun bu muazzam "Aşk Şiirleri"ni şu yoluk, kuru dişiye yazdın! Brissenden sözünü bitirir bitirmez de Martin'in sağ kolu yıldırım gibi ileri uzanarak, gırtlağını yakalayıp dişlerini takırdatana kadar sarsaladı. Ama Brissenden'in gözlerinin içine bakan Martin, orada korkudan eser göremedi. Garip, alaycı bir iblisten başka bir şey yoktu karşısında. Martin'in aklı başına geldi. Brissenden'i boğazından, yan üstü yatağa fırlattı ve gırtlağını bıraktı.
Brissenden bir dakika kadar soluk soluğa, ıstıraplı bir şekilde nefes aldı, sonra kıkır kıkır gülmeye başladı.
-Alevi söndüreydin, sana ebediyyen borçlu kalırdım,