"Tam şimdi seni sevdiğimi söyledim. Sevgi! Bu sözcük öyle çok kullanıldı ki anlamını yitirdi. Ama dur, açıklamaya çalışayım. Bugün öğleden sonra benimle birlikte ava çıktığında, aman Tanrım, diye düşündüm, sonunda yaşamımı benimle paylaşabilecek, bunu gerçekten yapabilecek, gerçekten benimle birlikte yaşayabilecek birisi çıktı karşıma. Anlıyorsun değil mi?.."
Nedense kızla hiçbir zaman o özlediği konuşmayı yapamıyordu. Konuşmak, yalnızca konuşmak! Ne kadar küçük bir şey gibi görünüyordu ve ne kadar önemliydi!
Zaman geçiyordu. Her yıl, Flory kendini sahib'ler dünyasında daha da yabancı hisseder olmuştu. Hangi konu üzerinde olursa olsun birazcık ciddi konuştuğunda başını derde sokma tehlikesi her gün artıyordu. Kitaplarıyla ve söze dökülemeyen gizli düşünceleriyle içedönük, gizli bir yaşam sürmeyi öğrendi. Doktor'la olan konuşmaları bile bir tür kendi kendine konuşmaydı; çünkü Doktor iyi bir adamdı, ona söylenenlerden çok az şey anlıyordu. Ama yaşamı gizlilik içinde sürdürmek, insanı çürütür. Yaşamın akışı yönünde yaşamak gerekir, ona karşı değil. Sessiz, yalnız, gizli, kısır sözcüklerle kendini avutarak yaşamaktansa hiç durmadan "kırk yıldır" diye bir şeyler anlatan en kalın kafalı pukka sahib gibi yaşamak bile daha iyidir.
Bu sırada Flory, dostuna yönelik toplu bir hakaretin altına imzasını atmıştı. Bunu yapmasının nedeni, yaşamında binlerce başka şeyi yapmasının nedeniyle aynıydı; reddetmek için gereken o küçücük cesaret kıvılcımından yoksundu. Çünkü elbette eğer isteseydi imza atmayı reddedebilirdi; ve yine elbette reddetmesi, Ellis ve Westfield'le bir kavga anlamına geliyordu. Ve ah, bir kavga onun gözünde ne kadar aşağılık bir şeydi! O alaylar, birbirinin başının etini yemeler! Bunun yalnızca düşüncesiyle bile ürperdi; yanağındaki doğum lekesini eliyle hissedebilir olacaktı. Boğazında yine bir şeyler olacak, sesi donuk ve suçlu çıkmaya başlayacaktı. Bunu yapamazdı! Dostunun bunu duyacağını bile bile onu aşağılamak daha kolaydı.