+Dünyanın hangi köşesine gidersen git, bulunduğun ortamda en az bir tane Mevlâna hayranı bulursun. Bu sevginin nedeni Mevlâna'nın "kim olursan ol, gel" demesindendir. Mevlâna'ya kapılarını bu denli açmasına olanak sağlayan, İslam özüdür. İslam ile Mevlâna'nın konumlandırılmaları arasındaki fark müthiş bir ironi doğurur. Mevlâna'nın Batılıları buyur ettiği yerde, açık bir İslam kapısı yoktur. Doğu mistisizmine yönelenlerin girebilecekleri tek felsefe kapısı, biraz ötedeki "Budizm" kapısıdır. Müslümanlar, dünyanın Filistin'e karşı kayıtsızlığına isyan ederken, dünya Tibet'te yaptıkları için Çin'e karşı tavrını çok net olarak koymuştur. Çin'in 1959'daki işgalden sonraki stratejisi bu yüzden "Tibet'i kaşımamak" olmuştur. Doğu mistisizminin bu kadar güçlendiği bugünlerde Çin, Tibet'e dönük yeni bir zulüm politikasının karşılığında kendisini bekleyen ağır bedel konusunda fikir sahibidir. Budizm, Batı'da kendi kamuoyunu kendisi yaratmıştır. Müslümanların şunu çok ama çok iyi bilmeleri gerekiyor. İslam kelimesi yüceltilmediği müddetçe güneş, bu kökten türeyen hiçbir kelimenin üzerine doğmayacaktır. Müslüman'ın, "öteki" ile barıştığı gün, o gün İslam yeniden doğacaktır.
-Hadi barıştır bizi "öteki" ile.
+İşe önce cemaatlerinden başlamalılar: "Bu kardeşimiz, yüzlerini Batı'ya dönmek, modern dünyada kendilerine bir yer edinmek arzusundalar. Yüzlerini nereye dönerlerse dönsünler, bizim kardeşlerimizdir. "Ardından ülkelerinde ötekileştirdikleri insanlara dönüp bakmalılar: "Bu kardeşlerimiz, yüzlerini Batı'ya dönmüş kardeşlerimiz. Onların seçimleri, Allah ile onların arasında bir konu. Yüzlerini nereye dönerlerse dönsünler, onlar bizim kardeşimizdir" ve en son kafalarını kaldırıp, kuşbakışı dünyaya şöyle bakmalılar: "Yeryüzü ne kadar geniş. Ne kadar da çok kardeşimiz var..." Müslüman