Kroisos'a gelince, başına gelen şuydu: Bir oğlu vardı, daha önce de söylemiştim, genç bir adam, bütün erdemlere sahip, ama konuşamıyor. Göz kamaştırıcı eski günlerindeyken, Kroisos bunu iyileştirmek için elinden geleni yapmış, bin çeşit çareyi denemiş, bu arada Delphoi orekline de başvurmuştu. Pythia ona şu cevabı vermişti:
Lydia'nın güçlü kralı, hiç de ihtiyatlı değilsin.
Sarayında işitmeyi isteme, çocuğunun
Duymayı o kadar özlediğin sesini.
Çevreni saran şimdiki sessizliği daha hayırlı onun,
Zira o, acılı bir günde konuşacak.
Kentin düştüğü gün, kendisini tanımayan Persler, onu öldürmek için üzerine doğru yürüyorlardı. Kroisos bunu gördü, ama felaket öyle çökmüştü üzerine ki, korunmaya değmez sayıyordu kendisini; ölüm bir hiçti artık onun için; ama oğlu, o dilsiz, Pers'in gelişini gördü, üzerine çöken korku ve acı, tutuk dilini bağlayan ipleri kırdı ve "Kroisos'u öldürme!" diye bağırdı. İlk olarak konuşuyordu ve artık ömrü boyunca da dili çözülmüş oldu.
İşte böyle ele geçirdiler Persler Sardes'i ve Kroisos'u, on dört yıllık bir saltanattan sonra on dört günlük bir kuşatma sonunda onların eline düştü canlı olarak. Ve böylece yerle bir etti bir büyük imparatorluğu, oraklin dediği gibi, yani kendisininkini. Persler, tutsağı Kyros'a götürdüler. Kyros odun yığdırdı, üzerine zincire vurulmuş olan Kroisos'u çıkarttırdı; iki yanında iki kere yedi Lydia çocuğu yer almıştı. Kyros bunları bir ganimet sunusu olarak tanrılara kurban etmek mi istiyordu? Bir adağı vardı da onu mu yerine getiriyordu? Yoksa Kroisos'un dinine ne kadar bağlı bir insan olduğunu öğrenmişti de, gelsin bakalım tanrıları da onu diri diri yanmaktan kurtarsınlar diyerekten mi çıkarmıştı odun yığınının üzerine? Neden olursa olsun, o böyle yaptı diyorlar. Ve ekliyorlar: Kroisos, odun yığınının üstünde ayakta