Alpay Şirin

Alpay Şirin

, bir kitap okudu
7/10
·344 syf.·
Beğendi
·
25 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2024 13:29
·
2024 2. kitabı
George Orwell
7.9/10 · 4.080 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kroisos'a gelince, başına gelen şuydu: Bir oğlu vardı, daha önce de söylemiştim, genç bir adam, bütün erdemlere sahip, ama konuşamıyor. Göz kamaştırıcı eski günlerindeyken, Kroisos bunu iyileştirmek için elinden geleni yapmış, bin çeşit çareyi denemiş, bu arada Delphoi orekline de başvurmuştu. Pythia ona şu cevabı vermişti: Lydia'nın güçlü kralı, hiç de ihtiyatlı değilsin. Sarayında işitmeyi isteme, çocuğunun Duymayı o kadar özlediğin sesini. Çevreni saran şimdiki sessizliği daha hayırlı onun, Zira o, acılı bir günde konuşacak. Kentin düştüğü gün, kendisini tanımayan Persler, onu öldürmek için üzerine doğru yürüyorlardı. Kroisos bunu gördü, ama felaket öyle çökmüştü üzerine ki, korunmaya değmez sayıyordu kendisini; ölüm bir hiçti artık onun için; ama oğlu, o dilsiz, Pers'in gelişini gördü, üzerine çöken korku ve acı, tutuk dilini bağlayan ipleri kırdı ve "Kroisos'u öldürme!" diye bağırdı. İlk olarak konuşuyordu ve artık ömrü boyunca da dili çözülmüş oldu. İşte böyle ele geçirdiler Persler Sardes'i ve Kroisos'u, on dört yıllık bir saltanattan sonra on dört günlük bir kuşatma sonunda onların eline düştü canlı olarak. Ve böylece yerle bir etti bir büyük imparatorluğu, oraklin dediği gibi, yani kendisininkini. Persler, tutsağı Kyros'a götürdüler. Kyros odun yığdırdı, üzerine zincire vurulmuş olan Kroisos'u çıkarttırdı; iki yanında iki kere yedi Lydia çocuğu yer almıştı. Kyros bunları bir ganimet sunusu olarak tanrılara kurban etmek mi istiyordu? Bir adağı vardı da onu mu yerine getiriyordu? Yoksa Kroisos'un dinine ne kadar bağlı bir insan olduğunu öğrenmişti de, gelsin bakalım tanrıları da onu diri diri yanmaktan kurtarsınlar diyerekten mi çıkarmıştı odun yığınının üzerine? Neden olursa olsun, o böyle yaptı diyorlar. Ve ekliyorlar: Kroisos, odun yığınının üstünde ayakta
Sayfa 49 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Arkadia'da Tegea. Bir ova. İki rüzgâr eser orada: Uğursuz ve değişmez bir yasadır bu. Yumruğa karşı yumruk; eziyet üstüne eziyet. Orestes oradadır, canlı tohumlarla dolu toprak Örtüyor onu. Al onu, kent senin olacaktır. Bu sözler üzerine Lakedaimonlular aramadık kıyı bucak bırakmadılar, ama gene bulamadılar, ta ki Spartalıların Agathoergos dedikleri kimselerden biri olan Likhas mezarı buluncaya kadar. Bu Agathoergoslar kentte yaşayan Spartalılardandırlar, yaş sırasına göre her yıl beş tanesi atlı birliklerden çıkıyorlardı ve çıktıkları yıl hemen emekli olmuyorlar, devlet hesabına her biri ayrı bir işte görev alıyorlardı. İşte bu adamlardan biri olan Likhas, bir rastlantıdan yararlanarak ve biraz da kafasını çalıştırarak Tegea'daki mezarı meydana çıkarmıştır. O aralık Tegealılarla ilişkiler yeniden başlamıştı. Orada bir demirci dükkânına girmiş, demirin nasıl işlendiğini hayranlıkla seyrediyordu. Onun bu halini fark eden demirci, işini bırakıp ona şunları söyledi: "Ey Lakonialı yabancı, şu demirin işlenişine bakıp şaşıyorsun, ya bir de benim görmüş olduğumu görseydin ne yapardın! Şu avluda bir kuyu açmak istiyordum, toprağı kazarken yedi dirsek boyunda bir tabut çıktı. Şimdiki insanlardan daha uzun bir insan olabileceğine inanmadığım için tabutu açtım ve ölüyü gördüm. Tabut, ölünün boyuna göreydi, ölçtüm ve sonra üstüne toprak attım, kapattım." Adam gördüğünü saf saf anlatıyordu; ama sözler öbürünün ilgisini uyandırmıştı; oraklin verdiği işaretlere göre, bunun Orestes olabileceği sonucuna varıyor ve şu yakıştırmaları yapıyordu: Demircinin iki körüğü iki rüzgârdı, örs ve çekiç karşılıklı iki çarpışmaydı; dövülen demir, eziyetten doğan eziyet, bu da demirin bulunuşunu insanoğlunun bahtsızlığına yoran bir ayrıntıydı. Kafasında bunları bir araya getiren Likhas, doğru
Sayfa 38 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Analar
Garibin anası pencerelerden Yanık türkülerle yollara bakar. İncecik yüzünde her akşam üstü Çizgi çizgi, nokta nokta bir efkâr... Fakirin anası her sabah sessiz Ağlar çocuğunun aç çıplak durduğuna. Elleri koynunda kalır çaresiz Bin pişman doğduğuna, doğurduğuna. Mahkûmun anası, susar, konuşmaz Suçu kendisinde sanır. Kaçar insanlardan, aydınlıklardan Duvarlara bile baksa utanır. Açılsa üstüm biraz, duyar da gece yarısı Kalkar yatağından gelir. Bir mübarek el uzanır yorganıma usulca Bilirim anamın elidir. Bir merhamet, bir sıcaklık, bir gurur... Yavrum! diyen sesinde Ve huzurun günde beş vakit namazı vurur Beyaz tülbentinde, secdesinde. Karımın anası anama benzer: Öylesine yakın, duygulu, ince Özü sözü bir yayla gözesi kadar berrak. Oturtacak yer bulamaz çıkıp yanına gidince Yüreği, destanlar gibi sımsıcak.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Şiir
Gurbette vatanı yaşamak ve duymak kadar insanın içini ışıklandıran, insanı duygulandıran hiçbir manzara görmedim. Gurbette vatanı yaşamak, bir yerde, birdenbire birkaç Türkçe kelime duymak, sonsuzluğa doğmak gibi bir şey!
Sayfa 22 - Yakın Plan Yayınları·Kitabı okudu
Memleketim