Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Devletin aklının ucundan bile geçirmediği tek cürüm otoritesinin alenen reddedilmesi olsa gerek; yoksa neden bu suç için sabit, uygun ve orantılı bir ceza belirlemesin ki? Hiçbir malı mülkü olmayan bir kişi devlete tek bir kez bile dokuz şilin vermeyi reddetse, bildiğim hiçbir yasa tarafından belirlenmemiş, yalnızca onu oraya koyan kişilerin keyfine kalmış bir süre için hapse atılır; ama aynı kişi devletten doksan kere dokuz şilin çalacak olsun, çok geçmeden salıverilir.
Neyin iyi neyin kötü olduğuna çoğunluğun değil vicdanların karar verdiği bir devlet olamaz mı? Yani çoğunluğun yararlılıkla ilgili kuralı göz önünde bulundurarak karar verdiği bir hükümet? Vatandaş vicdanını bir an için bile, bir nebze olsun, yasa koyucunun eline teslim etmeli midir? O zaman neden her insanda bir vicdan var ki? Bence önce insan, sonra tebaa olmalıyız. Yasalara doğruya duyulduğu kadar saygı beslemek makbul bir şey değildir. Mükellef olduğum tek şey her zaman doğru olduğunu düşündüğüm şeyi yapmaktır. Kurbanların vicdanının olmadığı gayet yerinde bir ifadedir ama vicdanlı insanlardan oluşan bir kurumun kendisi de vicdanlı olur.
Adam gideli neredeyse yirmi dakika oluyor, ben az önceki olayı beklemek için bu bankta kaldım; iskele ışıklarının yakılmasını yani. Dediğim gibi, iskelede toplanan ehli keyiflerin bu küçük olay karşısında gösterdikleri sevinç arkadaşımın sözlerini doğruluyor sanki: Akşam, pek çok insan için günün en güzel zamanı. Öyleyse, bu kadar çok dönüp ardıma bakmamam, daha olumlu bir görüş açısı benimsemem ve günümden arda kalanları en iyi biçimde değerlendirmeye çalışmam gerektiği öğüdünde de gerçek payı vardır belki. Yaşamımız pek de dilediğimiz gibi çıkmadıysa durmadan geriye bakıp kendimizi suçlayarak ne kazanabiliriz ki? Şu acı bir gerçek: Gerek sizin gerekse benim gibilerin, yazgımızı, dünya dediğimiz bu tekerleğin göbeğinde yer alan ve bizim hizmetlerimizden yararlanan o büyük beyefendilerin ellerine bırakmaktan başka pek bir seçeneğimiz yok. Yaşamınızın akışını denetim altına alabilmek için ne yapabilirdiniz, ne yapamazdınız, bunları düşünerek kendinizi yiyip bitirmenin ne anlamı var? Bizim gibilerin, hiç değilse doğru ve değerli bir şeye ufak da olsa katkıda bulunmaya çalışmamız yeterli olacaktır kuşkusuz. Kimilerimiz böylesi yüce amaçlar uğruna yaşamda pek çok şeyi feda etmeye hazırsa, sonuç ne olursa olsun, bu çaba kendi başına bir gurur ve memnuniyet kaynağı olmalıdır.