Sonra "Bir enstrüman çalmayı o kadar isterdim ki. Çok şanslısın. Ben de öğrenmek isterim, ama artık biraz geç kaldım sanırım" dedi.
"Hâlâ çalabilirsiniz. Hiçbir zaman geç demeyin."
"Haklısın, hiçbir zaman geç dememeliyiz. Geç demek bir mazeret sadece.
"Tilo burada olsaydı, sana hiçbir zaman cesaretini yitirmemeni ve Londra'ya gidince grubunu kurmanı öğütlerdi. Bir de, gayet tabii başarılı olacaksın derdi." dedi. "O böyledir işte."
"Ya sen ne derdin?"
"Ben de aynı şeyi söylemek isterim; çünkü sen genç ve yeteneklisin, ama emin değilim. Maalesef hayat zaten hayal kırıklığıyla dolu. Bir de böyle hayallerin olursa..." Omuzlarını silkerek gene gülümsedi. "Böyle konuşmamam lazım. Ben iyi bir örnek değilim. Ayrıca senin benden çok Tilo'ya benzediğini düşünüyorum. Hayal kırıklıkları yaşasan da yoluna aynen devam edersin sen. Onun dediği gibi, her zaman şanslıyım dersin." Görüntümü ezberlemek istercesine uzun uzun baktı. Rüzgâr saçlarını dağıttığından olsa gerek, yaşlı duruyordu. Sonunda "Sana bol şans dilerim" dedi.
Hadi Bay Gardner, "By the Time I Get Phoenix'le başlayalım" dedim.
Sonra ağır ağır, giriş ya da bitiş olabilecek birkaç notayı tıngırdatmaya başladım. Amerika'daki hüzünlü cadde üstü barlarının ya da uzun otobanların havasını yaratmaya çalıştım. Kanepede oturup, plağın kabındaki Amerikan arabasına kurulmuş şarkıcıyı inceleyen annemi de hatırladım galiba. Demek istediğim, çalarken aynen annemin hayal ettiği dünyayı yarattım.
Uyumlu bir tempoyu yakalamama kalmadan, Bay Gardner söylemeye başlamıştı bile. Gondolun içinde o kadar dengesiz bir biçimde ayakta duruyordu ki her an düşecek diye korkuyordum. Sesi aynen hatırladığım gibi çıkıyordu (hafif, neredeyse çatlak ama tam anlamıyla devleşen bir ses), sanki görünmeyen bir mikrofon vardı elinde. Tabii bütün iyi Amerikalı şarkıcılar gibi sesinde yorgun bir ifade, hatta biraz tedirginlik vardı; kalbini böylesine açmaya alışık değilmişçesine. Bütün büyük şarkıcılar bu tavrı takınırlar.
Bu şarkıyı içine yolculuklar ve vedalar doldurarak çaldık. Bir Amerikalı adamın karısını terk edişi... Phoenix, Albuquerque, Oklahoma derken, annemin hiçbir zaman yapamadığını yapıyor, uzun bir yol kat ediyor. Keşke hepimiz dertleri böylece arkamızda bırakabilsek -herhalde dinlerken annem de böyle düşünmüştür. Keder böyle bir şey olabilseydi keşke.