"Bağışla söyleyeceklerimi, ama bir dost gibi yürekten konuşuyorum, seninle. Bakıyorum, kendini yiyip duruyorsun, bakıyorum üzülüp tasalanıyorsun. Oğlun, sevgili dostum, tasalandırıyor seni, beni de öyle. Yavru kuş başka türlü yaşamaya, başka bir yuvaya alışık. Senin gibi tiksinti ve bezginlik duyarak zenginlikten ve kent yaşamından kaçmadı o, kendisi istemeden bütün bunlardan ayrılmak zorunda kaldı. Irmağa sordum, ah dostum, pek çok kez sordum ırmağa. Ama ırmak güldü her seferinde, benimle eğlendi, benimle ve seninle eğlendi, bizim aptallığımıza kahkahayla güldü. Her şey dengi dengine; senin oğlunun gelişip serpilebileceği bir yer değil burası. İstersen sen de bir sor ırmağa, sen de kulak ver söyleyeceklerine."
Siddhartha, neşenin hiçbir zaman eksik olmadığı pek çok kırışıklıkla dolu içtenlikli yüze tasayla baktı. "İyi ama, nasıl ayrılabilirim ondan?" diye sordu usulcacık ve mahcup. "Bana biraz daha zaman tanı, sevgili dostum! Dinle, onun uğrunda savaşıp duruyorum, kalbini kazanmak istiyorum onun, sevgiyle ve samimi bir sabırla gönlünü fethetmek istiyorum. Bir gün onunla da konuşacak ırmak, o da seçilmiş kişilerden biri olacak ileride."
Bunun üzerine daha da sıcak gülümsedi Vasudeva. "Kuşkusuz, o da seçilmişlerden biri. Peki ama biliyor muyuz, sen de ben de biliyor muyuz onun ne için seçildiğini, hangi yolları izlemek, hangi işleri yapmak, hangi acıları çekmek için seçildiğini? Katlanacağı acılar az buz olmayacak, yüreğinde bir gurur ve soğukluk var, pek çok acı çekmekten yakayı kurtaramaz böyleleri, pek çok yanılır, pek çok uygunsuz iş yapar, pek çok günahın yükünü yüklenir. Söyler misin bana, sevgili dostum, oğlunu terbiye ediyor musun? Zorla bir şey yaptırıyor musun ona? Onu dövüyor, onu cezalandırıyor musun?"
"Hayır, Vasudeva, hiçbirini yaptığım yok