Kitabı 14 yıl sonra ikinci defa okudum ve bambaşka bir pencere açıldı.
Fyodor Dostoyevski'nin büyük başyapıtı "Suç ve Ceza," insanın zihinsel ve ahlaki derinliklerine dair ustalıkla işlenmiş bir psikolojik romandır.
Roman, her zaman ki gibi St. Petersburg'un soğuk sokaklarında, yoksulluğun ve umutsuzluğun sarmaladığı bir ortamda geçer.
Dostoyevski, eserinde toplumun yoksullarını ve ezilenlerini anlatırken, aynı zamanda bireyin vicdanındaki çatışmaları ve suçluluk duygularını derinlemesine inceler.
Raskolnikov'un içsel düşünceleri, yazarın insan psikolojisi konusundaki kavrayışını ve çözümleme yeteneğini ortaya koyar.
Suçun işlenişinden sonraki vicdan muhasebesi, Dostoyevski'nin, insanın karanlık arzuları ve iyilik potansiyeli arasındaki çatışmayı ne kadar etkileyici bir şekilde anlatabildiğini gösterir. Bu yukarıda yazdıklarım standart kitap incelemem.
Bu da standart dışı ; Arkadaş nasıl bir kitap bu böyle, olaylar, karmaşalar, çözümlemeler. Suçu neden işlediği pek umrum da değil açıkcası kafası attı öldürdü.
Bu cinayeti gitti ilk sevdiği kadına söyledi ve o kadın mahkumken bile hiç yanız bırakmadı. İncil ile tutundular hayata.
Polis Petroviç harika bir adam iyi polis olarak bu kadar iyi çözebilir bir olayı.
Demem o ki; her suç suç değildir.
En sevdiğim alıntı;
*Bazen hayatta öyle karşılaşmalar olur ki, hem de hiç tanımadığımız insanlarla, bir tek sözcük bile konuşmadan, birdenbire, tek bir bakışla ilgilenmeye başlayıveririz.*