Konu Platon ve Sokrates olunca bırakın kitap hakkında yazmayı okurken ve daha sonrasında kitabı özümserken bile mavi ekran veriyorsunuz. Bu esere gelince normalde alışık olduğum diyalog tarzı yazımdan bambaşka bir eser.
Atina’da bir arkadaşın diğerine ,Sokratesin’de bulunduğu bir şölende nelerin konuşulduğunu sorması ile başlıyor. Diğeri de başlıyor anlatmaya. Anlatılanlara geçmeden şölen ne demek buna bir göz atalım. Şölen; yemekli, sohbetli dost meclisleri diyebiliriz fakat bu tam anlamını karşılamıyor. Bu şölenlerde bir başkan yönetiminde belirli konular üzerinde fikir söylemleri ve şiir okumaları düzenleniyor. Dönemin meşhur şair ve düşünürleri toplanıp, başkanın belirlediği sıra ve süre dahilinde konu hakkındaki düşüncelerini anlatıyorlar. Tam bir medeniyet ve felsefe cümbüşü.
Kitaba devam edersek işte o gece ki şölenin konusu da sevgi üzerine. Platon’un eserleri de zaten genelde hep bir veye birkaç tema üzerine olur. Bu eser tamamen sevgi ve onu övme üzerine. “Phaidros, Pausanias, Eryksimakhos, Aristoohanes ve Agathon sevginin çeşitlerini sayıp dökerken Sokrates yine tersine giderek bir tek sevginin övgüsü ile çıkar karşımıza: Bilgelik sevgisi. Sevgilerin en yücesi olarak anlattığı bu sevgi insanoğlunu mutluluğa götüren tek yoldur, bu yol boyunca adım adım ilerleyen insan yüce sırları çözer erenlere karışır"
Konuşma sırası Sokratese geldiğinde sevgiyi herkesin yaptığı gibi övemeyeceğini kendisindeki sevgi ve övgü tanımlarının genel geçer kalıplara uymadığını söylüyor ve her zaman yaptığı gibi sorular sormaya başlıyor meclistekiler. Sokrates yine her zaman yaptığı gibi aldığı cevaplar üzerinden insanları yönlendirerek kendi varmak istediği noktaya getiriyor.
Sevgiyi övmek için yapılan bu şölende, sevgi kavramı hakkında kimisi uçuk kaçık kimisi mantık üzerine çok
Şuana kadar okuduğum en güzel Freud kitabı. Kitap uzun cümlelerden oluşsa bile teknik bir makaleden ziyade, yine bilimin ışığında yazılmış bir düşünce yazısı gibi olduğundan gayet akıcı ve anlaşılır. Savaş ve ölüm üzerine iki yazıdan oluşuyor kitap. Bu nedenle ben de ikiye ayırdım incelememi.
1.Savaşın Hayal Kırıklığı
Freud bu yazıları yazdığı dönemde 1. Dünya savaşı patlak vermiş, kıta avrupasında uluslar büyük bir vahşilik ile birbirlerine girmişlerdi. Savaşta ne insan hakları vardı ne de genel ahlaki kurallar. Freud bu savaşın vahşiliğine, daha doğrusu insanın savaş üzerinden ahlaki normlarına açıklamalar getirmeye çalışıyor. Yazının sonunda söylediği gibi savaş ile birlikte gelen bu ahlaksızlığın aslında içimizde olanın dışa vurumu olduğundan bizde bir hayal kırıklığı yaratmaması gerektiğini söylüyor. Ve bireyden başlayarak neden hayal kırıklığına uğramamamız gerektiğinin nedenlerini sıralamaya.
Öncelikle bir insanın (ya da bir ulusun) iyi ya da kötü olarak ayırmanın yanlışlığında bahsediyor. İnsanlar bir ilişkide iyi iken bir başka ilişkide kötü olabilir. Ya da belirli birtakım dışsal koşullar altında iyi iken bazı durumlar altında kötü olabilir. Bu birtakım koşulları ise şöyle açıklıyor. En baştan yine cinselliğe bağlayarak insanların büyüdükçe erotik bileşenler işin içine girmeye başlıyor ve sevilme arzusu doğuyor. Bu durum bazı bencilce avantajlardan vazgeçip fedakarlık yapmaya yöneltebiliyor. Bu konuda bence de gerçekten haklı. Tabi bunu sadece cinsellikle açıklamıyor. Ayrıca toplum baskısının ve kalıtsal olarak insani içgüdüsel etmenlerin de etkili olduğunu söylüyor.
Bizler her ne kadar liberal yani bireysel özgürlükerin olduğu bir dünyada yaşasak da bu insanlık tarihi için çok yeni bir şey. Sağlam ve eşitlikçi kanun kurumlarının olmadığı dönemlerde toplum