A. Esat Hotalak

7/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2021 8. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2021 04:00
Derin, etkileyici bir eser. Yazarının hayatına da bakarsak anlattıklarıyla paralel giden bir hayat yaşamış olduğunu görürüz. Esther Greenwood adındaki 19 yaşında bir gencin hayat bunalımlarını, hedefsizliklerini okuyoruz bu kitapta. Yazar ve şair Sylvia Plath, sade bir dil ile ilginç betimlemeler yapıyor bu konuları işlerken. Bize okuyup empati kurmak, anlamaya çalışmak kalıyor. Kitabı okurken yer yer gülüp yer yer üzüldüm. Genel itibariyle kendini keşfedememiş, hayatta gerçekten ne yapmak istediğini bilemeyen bir tutunamayanın hayatından bir kesit idi bu okuduğum. "Bir insan çevresindeki asalaklar ve salaklardan kurtulamasa nasıl hisserdi?", sorusunun da cevabı buradaydı. Bir insan sevmediği, görüşmek istemediği hatta nefret ettiği insanlar karşısında el pençe divan durmak ya da güler yüzlü olmak, mütevazi kalmak zorunda mıydı? Hayır, diyebilmeliydi insan, görüşme benimle... İnsan bunu başaramadı. Buna çabalamadı bile. İçinde yedi, yedi, yedi... sindiremedi. Dengini de bulamadı. Kaçamadı da sırtına yapışmış katran gibi mahalden. Çözüm olarak sonsuz uyku olduğunu düşündüğü şeye bırakmak istedi kendini. Onu da beceremedi. Kendini sosyal konularda, şahsi konularda, kısaca her konuda; başlı başına hayatta kendini başarısız hissetti. He bir de cinsiyet rolleri meselesi vardı ya dünyanın en önemli meselesi(!) Esther, istedi sövmek hepsinin yüzüne ama anladı anlatamayacağını, kiminin değişmeyeceğini. Belki çok erken pes etti. Ama onun elinden bu kadarı geldi. Tek kişiyle olmazdı devrimler. İşte ne yazık ki Esther hep tek başınaydı. Hangi kalabalıkta olursa olsun, o hep kendi sırça fanusunun içindeydi, bunaltıcı havasıyla. Birine ara sıra izin veriyor, fanusu açtırıyor, bunalımdan kurtuluyor. Sonra anlıyor ki bu kurtarıcı da diğerlerinin aynısı. Geri dönüyor sırça
Edebiyat
Sırça FanusSylvia Plath · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201917,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ustalık Eseri
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2021 6. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2021 19:02
Tek kelimeyle büyüleyici. Yazarın, iki romanını ve 5 çizgi romanını okumuş durumdayım. Yolun Sonundaki Okyanus bir ustalık eseri. Kısaca konu; orta yaşlı kahramanımızın, bir cenaze bahanesiyle büyüdüğü yere gelmesi ve kendini rotasız sürüşlerinden sonra unuttuğu anıları hatırlayacağı Yolun Sonundaki Okyanus'ta kendini buluşudur. Ve çocukluğunun çarpıcı ve olağanüstü anılarına yolculuk ederiz. Arkadaşı Lettie Hampstock ile ilgili anılara... Lettie, şimdi nerede? Kitap, şahsımı beklemediğim bir şekilde etkiledi. Okurluğumu, hayal gücümün sınırlarını aşarak zorladı. Gerçekten, hem bu enfes kurgunun bitmesini istemeyerek hem hayal enerjimi sürekli şarj ederek parça parça, sindire sindire okudum. Okuduğum her bölüm ayrı bir yoruyordu düşlemimi. Dilin sade olması ise bir çocuk kitabı sadeliğinde değildi. Betimlemeler gayet enfes ve önemliydi. Burada Neil Gaiman dostumuzun, hikaye anlatıcılığını yine konuşturduğunu görüyoruz. Basit bir olaydan çıkarak geçmişte yaşananlara çabuk bir geçiş ve sonrasında geçmişin durağan anılarına tam ısındığımızda olağanlığın yıkılışına şahit oluyoruz. O çocuk biz oluyoruz, o kız biz oluyoruz... Fantastik ve gotik tarzın anlatımda zıt kavramların ilginç uyumu kullanılarak enfes bir okuma lezzeti oluşturulmuş. Kurgu ise okumayı bırakma derken, bitirmeye kıyamayacağınız bir kalitede. Yazarın oluşturduğu fantasik mekan ve olaylar beni kendine hayran bıraktı. Daha çoğunu anlatmakla bitiremem sanırım. Sadece kitabı satın alın, ödünç alın, bir kütüphane köşesinde henüz parçalanacak, taşıdığı pırlantaları yere saçacak kadar çürümemiş raftan nazikçe diğer pırlantalara zarar gelmemesine dikkat ederek onu alın ve okuyun. :) Bir Overlook Sakini olarak bu kitabı bilincimdeki kusursuz kurgular kısmına koyuyorum. Bir dahaki kusurlu-kusursuz kurgular,
Edebiyat
Yolun Sonundaki OkyanusNeil Gaiman · İthaki Yayınları · 20201,725 okunma
10/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2021 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2021 23:54
Sevgili, rahmetli Oğuz Atay'ın son kitabı, bitiremeden vefat ettiği Eylembilim'de sağ-sol kavgasından sahte aydın ve küçük burjuvaların zavallılığına; sosyal ortamların yalnız bireyinden yalancı, kendini bir aydın sanan laklakçılara kadar bir sürü durum ve karakterlerden bahsetmiş. Kitabı okurken bu durumlara kah sinirlendim kah güldüm. Yazarın ince esprileri gerçekten yerinde ve düşündürücü. Peki, bu kitabı neden okumalı? Ülkemizin gerçeklerini, geçmişini ve bunların şu anımıza yansımasını görebilmek için belki. Belki de bilge geçinmenin kolaylığına düşmemeyi öğrenmek için; düşünerek, araştırarak öğrenebilmek için. Kitapta Profesör Server Gözbudak'ın notalarını, yazılarını okuyoruz. Server Bey öğrencilik yıllarında bu eylemlerle meşgul olan bir insandır. Zamanla bundan sıyrılmış kendini -kendi görüşüne göre- eğitmiş, okumuş matematik profesörü olmuştur. Evlenmiştir, çocuk sahibi olmuştur. Ta ki bir gün hastalanan Refik Bey'in dersine girene, okulda bir öğrenci öldürülene kadar. Server Bey okumuş, adam olmuştur ama eski sınıf arkadaşı Murat İkinci kendisi gibi erken durulmamıştır. Refik Bey'in öğrencisi Murat artık eski dostu Server'in öğrencisidir. O gün bir forum yapılır. Merhum gencin bahçedeki heykelin önüne gömülmesi tartışılır. Yıllarca bastırdığı o içindeki kargaşayı seven, müdahaleyi, kışkırtmayı düşünen eski Server ortaya çıkmağa başlar. Ve o günden sonra garip, absürt ve aynı zamanda gerçek olabilecek olaylar zinciri başlar. Böylece Server için 'eylem' ve 'bilim' birleşir, eylembilim olur. Eylembilim, Server'in çırpınışıdır aslında. Eylembilim, bitmemiş bir kitap olsa da etkisi büyük bir kitap. Neden? Çünkü bizi anlatması yetiyor. Geçmişten bugüne olayların adı değişse de kendisinin değişmemiş olmasını bizim gözümüze sokuyor. Otoritelerin adı değişse de
Edebiyat
EylembilimOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 20206,8bin okunma
9/10
·58 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2021 21:31
Gogol, kesinlikle muhteşem bir kurguya imza atmış. Bir memurun yeni bir paltoyu kovalayışının trajikomik aynı zamanda gerilimli hikayesi beni çok içine çekti. Altı üstü bir palto dedim, okurken. Aslında öyle değil. Yeni, fiyakalı, temiz bir palto itibar demek aslında. Bu alt kademe memurumuz ne kadar işini iyi yaparsa yapsın, ne kadar çok iş yaparsa yapsın sistem ve toplum için önemli olan görünüş, itibar, güç. Karakterimiz, sıradan bir memur gibi gözükse de aslında garip bir şekilde farklı -en azından anlatılan toplum için. Herkes gibi üşüyor, paltosunu sürekli yamalıyor, işine gidip geliyor. Tek fark ise bu adamın işini kendince çokça sevip aynı işe bağlı kalıp tutkuyla yapması. Bu adam terfilere göz yumar, sadece belgeleri temize çekip eve gider; evde de yemek yer ve tekrar belgeleri temize çeker. Sokakta her yürüşünde nerede olduğunu bir yabancıyla çarpışana, bir direğe çarpana, bir taşa takılana kadar fark etmez. Sadece temiz çekilen belgeleri görür. Derken dondurucu soğuğa defalarca yenik düşen paltosu son kez yenilir. Yamalar tutmaz, memur kaldıramaz. Çalışır, didinir, sürpriz ikramiyeler alır ve yeni bir palto diktirir. Artık gözler ondadır. Küçümsemeler, alaylar, görmezden gelinmeler geride kalmıştır artık. Ta ki gece yarısı çalınana kadar. Büyü bozulur. İşte tam burada Gogol öyle bir anlatım gücüyle geriyor ki beni. Adeta sinirlenen, korkan, haksızlığa dayanamayan özgüvensiz memurun ta kendisiyim. Okuyun, okutun. Zira buradaki sosyal durumlar çok gerçek ve edebiyatımızın toplumcu gerçekçi türde eserlerinde çokça rastlanan hikayelerden. Anlaşılan hepimiz gerçekten de Gogol'un paltosundan çıkmışız. Bir Overlook Sakini olarak bu kitabı bilincimdeki kusursuz kurgular kısmına koyuyorum. Bir dahaki kusurlu-kusursuz kurgular, düşünceler ve düşlerde yeniden
Edebiyat
PaltoNikolay Gogol · Karbon Kitaplar · 201946,3bin okunma
İçimizde ne var?
10/10
·255 syf.··
Beğendi
·
2020 33. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Eylül 2020 01:58
İçimizdeki şeytan, cahil, cimri, ukala, kötü, zafiyet düşkünü ve daha nice sıfatlar. Gerçekten içimizde bizden başka biri var mı yoksa kabul etmek istemediğimiz bir biz mi o içimizdeki, nefsimiz mi? Bu kitaptaki asıl anlatılmak istenen ve sorulan soru budur. Karakterlerimiz birbirinden zayıf, cahil olsa da bunları kabul etmezler. Bir kısmı kendini kahraman sanırken bir kısmı bilge, aydın sanır. Başka bir kısmı da kendinden başka herkesi kötülük adayı kabul eder. İçlerindeki şeytan yüzünden mi böyle yaparlar? Bu romanda Sabahattin Ali; okurlarına birçok gerçeği -kabul etmek istemeyeceğimiz gerçekleri bile- gösteriyor, okurlarının yüzüne vuruyor. Okurken engelleyemediğim birtakım darbeler yiyordum: GERÇEKLER! Karakterler, Ömer ve Macide ana olmak üzere bir hayli çok. Hepsinin ortak yönü ise yalan bir aydın ortam içinde hapsolmaları. Ömer, Darülfünunu -tıbbiyeyi- yarım bırakmış bir postane çalışanı. Torpille girmiştir bu işe. Bazen işe gitmediği günler oluyor. Bazen geç gittiği günler oluyor. Ama hiçbir zaman uyarılmıyor, kovulmuyor. Buna rağmen aldığı paraya üç kuruş gözüyle bakan, ay sonu geldiğinde ise o üç kuruşun yolunu gözleyen yalnız bir insandır, çocuktur. Ta ki güç sarhoşu, bağımlısı arkadaşı Nihat ile vapurda Macide'yi görene kadar mı? Öyle mi? Bundan sonra O değil ONLAR mı olacak? Macide'nin yanına gider Ömer ve Emine Teyze'si de oradadır. Macide, Emine Teyze ile uzaktan akrabadır ve konservatuvarda okumak için Balıkesir'den İstanbul'a gelmiş, Emine Teyze ve ailesiyle yaşamaktadır. Macide'yle uzaklardan akraba ve çocukluk tanışı çıkarlar ve Ömer bunu hayra yorar, kaderimizmiş tanış olmak, der. Hayatında gördüğü en güzel varlığın Macide olduğunu iddia eden Ömer, gel zaman git zaman Macide'yle tanışıklığını ilerletir. Ömer'in ilk görüşte aşkı
Edebiyat
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209,1bin okunma