"- Yahu ne adamsın be! Ve bütün tersliklerin hep ilkeler adına! Sanki ilkelerin bütün hareketlerine yön veren bir zemberek oluşturmuş içinde!.. Sen ve senin gibiler kendi iradenizle kımıldamaya bile korkarsınız!.. Benim içinse bir adam iyiyse iyidir ve bu konudaki bütün prensibim bundan ibarettir... Başka bir şey düşünmem..."
Raskolnikov kalabalıklara alışık değildi ve daha önce de söylediğimiz gibi özellikle de son zamanlarda her tür topluluktan kaçar olmuştu. Ama şu anda birdenbire bir şey onu insanlara doğru itmeye başlamıştı. İçinde yeni bir şeyler gelişiyor, insanlara karşı susuzluk duyuyordu. Bütün bir aydır yoğun biçimde yaşadığı heyecan ve üzüntüden öylesine bitkinleşmişti ki bir dakikalık bile olsa, nasıl olursa olsun, farklı bir dünyada dinlenmek istiyordu. İşte bütün pisliğine rağmen bu meyhanede kalmak istemesinin nedeni de buydu.
Bütün bu olanlar bitenler şaşırtıyordu onu. Bu insanlar, ne insanlar böyle? Faydalarının dışında gözleri dünyayı görmüyor. Görmüyor değil, bir kuruş için bir insana kıyabiliyorlar.
"Mahalle bir bayram günü yaşadı. Mavi kayık, allı pullu, süzüle süzüle denize indi. İşte o gün Çakır'ın giyitleri yeniydi hem de yepyeni, ayakkabıları da gıcır gıcırdı. Çakır kravat bile takmıştı. Beyaz gömlek giyilir mi denize çıkarken! Birkaç kişi Çakır'la alay etti arkasından. Eşşekler, hem de eşşoğlu eşşekler, Çakır'ın bunca yıllık deli özlemini anlamadılar. Çakır belki de doğduğundan bu yana böyle bir kayık özlüyordu. Yoksa gelir de benden Nusret Bey'in kayığını almamı ister miydi? Anlamadılar Çakır'ı."