Ama Nâsır karşısında iki güçlü rakip bulacağını biliyordu: komünistler ve Müslüman Kardeşler. Her iki rakibi de sindirmek, halkın gözünden düşürmek gerekiyordu. Bu işte de Nâsır yaman bir oyuncu olduğunu kanıtladı. Biz yandan Mısır'ın en önemli sorunu olan toprak reformu kanununu çıkartarak solcuların elinden silahlarını alırken, öte yandan kendisine uydurma bir suikast düzenleterek Müslüman Kardeşler örgütünü yasadışı ilan etti. Aynı zamanda sanayi işçileri hükümetin sıkı denetimi altına alındı. Zaten var olmayan grev, toplu sözleşme haklarından söz edilmez oldu. Nâsır bir sağına, bir soluna vuruyordu. Bu ikili oyunu ilk anlayıp karşı çıkan komünistler oldu. 22 temmuz darbesini izleyen günlerde, halkın nefret ettiği bir Kralın idaresinden kurtulma coşkusunu hesaba katarak Devrim Konseyine açıkça karşı çıkmayan Mısır Komünist Partisi, Nâsır'ın eliyle biçimlenmekte olan yeni rejimin ülkeyi tipik bir faşizmin çukuruna götürdüğünü görünce eleştirilere başladı. Fakat Nâsır'ın tepkisi daha da sert oldu ve ele geçirilebilen tüm Marksist aydınlar tutuklanıp hapse atıldılar.