Şoför , traktörü yönetmiyor , sadece bir sürü aileleri bölerek toprağı dümdüz kesiyor ve yeniden geri geliyordu . Kontrol mekanizmasının bir yerine bir dokunulsa , traktör hemen yolunu değiştirirdi ; ama şoförün eli bu hareketi yapmazdı , çünkü traktörü yapan , traktörü gönderen dev , sanki şoförün eline , kafasına ve kaslarına girmiş gibiydi , ona gözlük ve tasma takmıştı , daha doğrusu kafasını gözlüklemiş , gözlerini tasmalamıştı , kavramını körleştirmiş , baş kaldırmasını tasmalamıştı . Toprağı eskisi gibi göremez , onun kokusunu alamaz , ayakları toprağın tümseklerine çarpmaz , toprağın sıcaklığını ve gücünü duymazdı . O , demir bir koltukta oturur ve demir pedallara basardı . Sevinerek , kamçı vurmaz , küfretmez ya da dayanmaya Çalışmaz ve ne de kendi kendini zorlardı . O , ne toprağı bilirdi ne toprağa sahipti ; ne toprağa inanırdı ne de ondan bir şey beklerdi . Eğer ekilen bir tohum yeşermezse ona neydi ? Toprağı delen taze bir bitkinin kuraktan mahvolması ya da selin altında boğululması traktörü ilgilendirmediği gibi , traktörün şoförünü de ilgilendirmezdi.